1. 1.
    +6 -4
    her akşamki gibi yorgun argın iş dönüşü servisten inmiş eve yürüyordum. biraz tenha bir muhitte oturduğumuzdan ve en az 15 dakika yürüyeceğim için kulaklıkları takmış bangır bangır müzik dinliyordum. opeth'in şarkısı baying of the hounds'u çalıyor. bu şarkının çok ayrı bir yeri vardır bende. gecenin bi vakti bulutsuz ve aysız bir gecede dinlenebilecek en muhteşem şarkı. gökte ay varsa under the weeping moon açar dinlerim mesela. ama zifiri karanlıkta baying of the hounds adrenalini ikiye katlar. günün tüm stresini çekip alır minik bi astral seyehate çıkarır sizi.
    bu vaziyet eve doğru ilerlerken birden bi yanma hissettim sağ baldırımda. lan bi dönüp baktım hayvan gibi bi rottweiler kapmış bacağımı. o an o korkuyla birden kaçmaya yeltendim tabi ama 70 kiloluk hayvan yapışmış dıbına koyim nereye kaçıyorsun. insana birden bir deli kuvveti geliyor böyle anlarda. ama bu akşam hiç bir işe yaramaz o kuvvet bunu baldırıma kenetlenmiş hayvanı bir tekmeyle öteye savurmaya çalışırken anladım. kıpırdatamıyorum bile dıbına koyim. bağırıyorum çağırıyorum falan ama nafile. en brutal çığlıklarımı bile giblemiyor dıbına kodumun hayvanı.
    bir köpeğin gölgesinden bile korkarım ben aslında. küçüklükten kalma bir şey. komşumuzun köpeği öylesine durup dururken birden suratıma havlamıştı. zebellah gibi bi çoban köpeğiydi zaten. çok korkmuştum. normalde o kulaklıklar kulağımda olmasa daha ben 500 metre ötedeyken havlar yerini belli ederdi ve bende büyük bir ce harfi çizecek biçimde yan yollara sapardım. ama duymak bir yana şarkının da verdiği uçuş moduyla kendimden geçmişim, gelip baldırıma yapışana kadar hiç bir şey farketmemişim.
    sonra birden çöküverdim olduğum yere. sanırım hayvanın gücüyle oldu bu ama ben çökünce köpeğin üst çenesini baldırımla üst baldır arasına sıkıştırmış oldum. küçükken bi dövüş programı vardı starda yayınlanıyordu yanlış hatırlamıyorsam. bushido diye güreşe benzer bir spor yapıyorlardı japonlar. rakibin kollarını bacaklarını yada artık neresi denk gelirse kıstırıp, kenetleyip etkisiz hale getirmeye çalışırlardı. yumruk, tekme falan yasaktı. bu yüzden programı izledikten sonra kardeşimle saatlerce bushido yapardık. genelde hep ben döverdim tabi. velhasılı bu köpekte şimdi o şekilde kıstırmıştı kendini. bacağımın kenetlenmesiyle birlikte çaresiz kalmıştı ama çenesini bir milim dahi gevşetmedi. alt baldırımın kemiğinden gıcırtılar geliyor hissediyorum dıbına koyim. acı, dehşet tarifsiz.
    ve sonunda hiddetle yapıştım huur çocuğunun boğazına. boynunda ince bi çivili tasma var ama öyle hayvan güzel görünsün diye takılmış tasmalardan. hemen kenarında gırtlağı savunmasız. tutar tutmaz olduğu gibi avcumun içine aldım gırtlağı. hiddet!! o anı açıklayan tek kelime bu. hiddet dıbına koyim. öyle bir hiddetle yapıştım ki gırtlağına zaten nefes nefese olan hayvanın birden havayla temasını kestim.
    o an birden bire göz göze geldim itoğlu itle. abi ben ettim sen etme der gibi. aniden gevşetti çenesini ve hatta bacağımda kıstırdığım üst çenesini kurtarmaya yeltendi ama bırakırmıyım lan. daha da bastırdım. ben bastırdıkça dişleri daha derine batıyor hissediyorum ama acı yok! acı yok dıbına koyim. elim de her salise daha sıkı kavrıyor gırtlağını. gözünün feri kayboldu saniyeler içinde. zaten anlattığım tüm bu olay çok olsa 30 saniye sürmüştür.
    sonunda iyice pes edince bacağımı gevşetip ani bir hareketle dizimle göğsünün üstüne çullandım. hayvan ruhunu teslim ediyor gözlerimin önünde eriyip gidiyor ve yalvarıyor da bir yandan ama hele bi kurtulayım umudunu da okuyorsun gözünde. artık yapacak bişeyin yok dostum. öleceksin. sakince ve yenilgiyi kabullenerek ver şu canını olsun bitsin. peki diyor ve birden salıyor kendnini.
    sanırım bir dakika kadar ölü bir hayvanın boğazını boşu boşuna sıktım. elimi çektiğimde son bir nefes boşaldı burnundan. başka bişey yok. hareket yok. oh be.
    ama bacağım felaket durumda. kenara doğru topallya topallaya yürüdüm. kazağımı çıkardım. ardından atleti çıkarıp bacağıma sıkıca sarıp düğümledim. ve az önce yere serdiğim gece gece nerden çıkıp geldiğini anlamadığım leşe dönüp şöyle bir baktım. baying of the hounds bitmiş forest of october çalıyor.
    hoş bi his lan.

    edit: tamamen hayal ürünü bir hikayedir.
    yüzde yüz gerçeiğini görmek isterseniz şu videoyu seyredin
    http://www.youtube.com/watch?v=7Le5LIKZ9eU
    ···
   tümünü göster