-
1.
+1 -1O aslen Girit kökenli bir göçmen. Çok güzel Rumca konuşur. Türkçe okuma yazması yok ama Fransızcası fevkalade. Bilinen en eski üçkağıdı ise çok cüretkâr: istanbul işgalinin sona ermek üzere olduğu günlerde, Türk ordusunun şehre girmesine üç-beş gün kala Eyüplü Halit, arkadaşı Arap Abdullah ile Rumların yoğun olarak yaşadığı bir semtte, metruk bir bina ayarlayıp “karakol” kuruyor. Kentte o zaman tam bir otorite boşluğu olduğu için kimse de bunu garipsemiyor. Kendisi “komiser”, arkadaşı da “bekçi” oluyor. Sonra mahallenin zengin bilinenlerine musallat oluyorlar. Önceden belirlenmiş kurbanlar karakola çağrılıyor. Numaraları çok basit ve bildik: Arap Abdullah “iyi polis”, Eyüplü ise “kötü polis” rolünde makasa aldıkları biçareleri korkutarak soyuyorlar. "Masum insanları ihbar edersin ha! Göstericem gününü!" Arka odayı da nezarethane dekorunda düzenlemişler. Adamları buraya attırıp arkadaşını yanlarına gönderiyor. Diyor ki orada Abdullah: "Aslında komiser göründüğü gibi biri değildir, hani şöyle birkaç kuruş sıkıştırsanız hiddeti geçer... " iki çakal böylelikle Türk ordusu şehre girinceye kadar faaliyette olan bu karakolda çok can yakıyor. Haliyle Eyüplü Halit sık sık cezaevine düşüyor. Yine böyle hapse girmiş, tahliyesine bir gün kala koğuşa yeni bir mahkûm giriyor. Halit bunu kömürlüğe zütürüp, "Bak kardeşim, bu koğuşun sobası bana ait. Ama ben yarın çıkıyorum. Sobanın yanmasından ben sorumluyum ve her gün diğer mahkumlardan beşer kuruş alarak yolumu bulurum. Seni sevdim, 15 lira verirsen bu sobayı sana satarım" diyor. Zavallıdan 15 lirayı kapan Eyüplü ertesi gün cezaevinde ayrılıyor. Gelelim onu nihayet “Dolandırıcıların Feriştahı” yapan hikâyeye; meğer 1935’te yine hapisken bir mektupla Mussolini'yi dolandırmış. Hapishanede kasa hırsızı bir italyanla tanışıyor. Onu kafaya alıp Mussolini’ye bir mektup yazıyor: "Sayın Duçe" diyor, "ben sizi çok seven, fikirlerinizi çok takdir eden bir Türküm. Antalya’nın sizin hakkınız olduğunu savunduğum için hapis yatıyorum. Yardımınıza muhtacım... " Mektup postalandıktan bir ay sonra italyan Başkonsolosu istanbul Valisine müracaat ederek, Eyüplü Halit’i ziyaret etmek için izin istiyor. Kendisine “bu kişi dolandırıcıdır” deseler de dinletemiyorlar. Konsolos Duçe’nin emri gereği getirdiği yüklüce bir parayı cezaevine giderek elleriyle Eyüplü Halit’e teslim ediyor.
http://www.imgim.com/image/843807xv4vl.jpg/
başlık yok! burası bom boş!

