+3
-1
Tanrı evreni yarattıktan sonra son derece mutlu bir şekilde yaratımını seyrediyordu. Sonsuz bir boşluk, uçsuz bucaksız bir evren. istediği zaman istediği yerde olabilir. istediği gibi evreni büyültüp küçültebilirdi. Zaman denilen kavramı da henüz yaratmamış olduğu için sonsuzdan gelip sonsuza gidiyordu. Derken bir gün bunun ne kadar sıkıcı olduğunu fark etti ve biraz daha "değişik şartlar" yaratmak istedi. Kendi gücünü, yaratıcı gücünü tekrar tekrar fark edebilmek için bu oyunu daha keyifli bir hale getirecekti. (Sakın şaşırmayın, bilgisayar oyunu oynarken yaptığınız hiç de bundan farklı bir şey değil. Bir bölümü bitirip ondan daha zor olan bölüme atlamak bu işin en keyifli kısmıdır. Şimdi bu mirası nereden aldığınızı anladınız mı?)
Oyunu daha keyifli hale getirebilmek için yarattığı ilk engel, gezegenler oldu. Böylece koca boşluk içinde ilk defa madde var olmuştu. Yani mekan yaratıldı, boyutlar oluşmaya başladı. Büyük bir zevkle yarattığı gezegenlere bakmaya devam ederken, bir şeyi fark etti. Bu gezegenlerin üzerinde olmanın nasıl bir duygu olduğunu bilmiyordu. Yukarı yıldızlara bakmanın, nefes almanın, zaman ile var olmanın ne olduğunu hala deneyimlememişti. Gezegenlerin üzerinde var olabilecek canlıları yaratmaya başladı ama bir ekgib vardı. Hala sadece dışarıdan bakan bir gözlemciydi. Kendini yarattığı her canlı varlığını içine yerleştirdi. işte bu arada YAŞAM denilen deneyimi tam olarak anlayabilmek için küçücük bir değişiklik yaptı. Her doğan canlının içine kendini yerleştirdi, ama bunu onların unutmasını sağladı. Böylece Tanrı olarak -Tanrı olduğunu bilmeden- hayatı bire bir deneyimleme fırsatını yaratmış oldu. Yarattığı canlıların, aslında neden yapılmış olduklarını unutmalarını sağladı. Ama aynı zamanda bu canlıların "tekrar" ne olduklarını hatırlayabilmelerine izin verdi. ilk olarak bütün güçlerini içimize yerleştirdi. ikinci olarak da, elimize, bize bu yolculukta yardımcı olabilecek en güzel haritayı verdi: duygularımız.