+1
birikmiş paranın hacmi büyüdü ve kasadaki ilave para ile beraber, fabian depozit edilmiş her 100 lira’lık banknot ya da bozuk para için 200 lira, 300 lira, 400 lira, hatta bazen 900 lira’ya kadar borç verebiliyordu. bu dokuz da bir oranını geçmemesi için dikkatli olması gerekiyordu, çünkü her 10 kişiden 1’i banknot ya da bozuk paralarını kullanmak için istiyordu.
istemeye geldiklerinde yeterince para olmazsa insanlar şüphe etmeye başlardı, özellikle de depozit defterleri ne kadar paraları olduğunu gösterirken. bununla beraber, fabian, defter üzerinde kendi kendine çek yazarak 900 liralık borç verdiğinde 45 liralık faiz isteyebiliyordu-900 liranın %5’i. hem borç hem de faiz geri ödendiğinde-945 lira- borç sütunundan 900 lirayı siliyor ama 45 liralık faize el koyuyordu. bu yüzden kasadan bile çıkmamış her 100 liralık depozit için 3 lira ödemeye mutlu bile oluyordu. bu şu demekti: depozit edilen her 100 lira için, pek çok insan kar oranının %2 düşünürken %42 kâr yapmak mümkündü. diğer kuyumcularda aynısını yaptı. bir kalem çiziğiyle hiç yoktan para yapıp üstüne de faiz bindirdiler.
doğru, onlar değil hükümet bastı bozuk para ve banknotları, dağıtması için kuyumculara verdi. fabian’ın tek harcaması ufak miktardaki basım ücretiydi. yine de hiç yoktan kredi parası yaratıyor ve üzerine de faiz koyuyorlardı. pek çoğu para kaynağının hükümetin bir işletmesi olduğuna inanıyordu. inandıkları başka bir şey de borç aldıkları paranın, birilerinin fabian’a depozit verdiği para olduğuydu, ancak ne gariptir ki borç verildiği zaman kimsenin depozit verdiği parada azalma olmadı. herkes aynı anda paralarını depodan çekmeye kalksaydı, düzenbazlıkları ortaya çıkardı.
banknot ya da bozuk parayla borç istendiğinde bir sorun görülmedi. fabian hükümete nüfusun ve üretimin artışı yüzünden daha çok banknota ihtiyaçları olduğunu açıklayıp biraz daha banknot basılmasını istedi ve ufak miktarlardaki basım ücretini sağladı.
bir gün akıllı bir adam fabian’ı görmeye gitti: “bu faiz işi yanlış” dedi. “her 100 lira için 105 lira geri istiyorsun. bu 5 liraların ödenmesi imkansız çünkü hiç varolmadılar.
çiftçiler yiyecek, fabrikalar mal üretiyor, fakat sen sadece para üretiyorsun. varsayalım ki ülkede sadece iki işadamı var ve herkesi işe aldık. her ikimiz de 100’er lira borç alıp 90 lira’yla maaşları ödedik, 10 lira ise bizim masraflarımız ve kendi maaşımız. bu şu anlama gelir: toplam alım gücü 90+10’un iki katı, yani 200 lira. ancak senden aldığımız borcu ödememiz için ürünleri 210 lira’ya satmamız gerek. birimiz başarır ve ürününü 105 lira’ya satarsa diğer işadamı sadece 95 lira kazanmayı umar. ayrıca ürünlerinin bir kısmı ortada para kalmadığı için satılamayacaktır.
diğerinin sana hala 10 lira borcu olacak ve ancak daha çok borç alarak ödeyebilecektir. bu sistem imkansız.”
adam devam etti, “105 lira basmalısın 100’ü bana 5’i sana. bu şekilde piyasadaki para miktarı 105 olur ve borç ödenebilir.”
fabian sessizce dinledi ve sonunda “finans ekonomisi derin bir konu oğlum, eğitimi yıllar sürer. bu sorunlara meraklanmayı bana bırak, sen kendininkilerle ilgilen. daha verimli olmaya bak, harcamalarını azalt ve daha iyi bir işadamı ol. bu tür durumlarda yardımcı olmaya herzaman hazırım.”
adam ayrıldı ama ikna olmamıştı. fabian’ın işletmesinde bir yanlışlık vardı ve sorularının cevaplandırılmadığını hissetti.
ancak, pek çok insan fabian’ın sözüne saygı gösterdi- “o uzman, diğerlerinin bir yanlışı olmalı. bak memleket nasıl gelişti, üretimimiz arttı, eskisinden de iyi durumdayız.”
borç aldığı paranın faizini kapatmak için tüccar fiyatlarını yükseltmek zorunda kaldı. maaşla çalışanlar aldıkları paranın çok düşük olduğundan şikayet etti. işveren, iflas edeceklerini iddia edip maaşları arttırmayı reddetti. çiftçiler ürünlerine adil bir fiyat alamadılar. evkadınları yiyeceğin pek pahalı olduğundan yakındı.
en nihayetinde, daha önce hiç duyulmamış bir şey oldu, bazıları greve gitti. bazıları fakirleşti, ama arkadaşları ve akrabalarını onlara yardım etmeye bütçesi yetmedi. çoğunluk etraflarındaki gerçek serveti unuttu –verimli toprak, büyük ormanlar, madenler ve hayvanlar. sadece para düşünüyorlardı ki o da hep kıttı. fakat hiç sistemi sorgulamadılar. hükümetin sistemi yürüttüğüne inandılar.
bir kaçı kişi fazla paralarını birleştirip “borç verme” ve “finans” şirketleri oluşturdular. yüzde 6 ve üzerinde faiz istediler, fabian’ın %3’ünden daha iyiydi ama onlar sahip oldukları parayı ödünç veriyorlardı-onların şu esrarengiz, defter üzerinde işaretler yazma süretiyle hiç yoktan para yaratabilme kabiliyetleri yoktu.
bu finans şirketleri fabian ve arkadaşlarını telaşlandırdı bir şekilde, bu yüzden kendi şirketlerini kurdular çabucak. çoğunlukla, kurulmuş şirketleri büyümeden satın aldılar. kısa zamanda, bütün finans şirketleri onlarındı ya da onlar kontrol ediyorlardı.
ekonominin durumu gittikçe kötüleşti. ücretli çalışanlar patronların haddinden fazla kar yaptığına kanaat getirdiler. patronlar ise çalışanların pek tembel olduğunu ve dürüst iş yapmadıklarını söyledi. herkes bir diğerini suçladı. hükümetten bir çözüm gelmedi ve zaten yoksulluk halledilmesi gereken ilk soruna benziyordu.
sosyal yardım projeleri başlattılar ve insanları katılmaya zorlayan yasalar koydular. bu insanları kızdırdı-komşuya yardımın gönüllü yapıldığı o eski fikirlere inanıyorlardı onlar.
“bu yasalar hırsızlığı yasallaştırmaktan başka birşey değil. her ne sebeple olursa olsun, kişi razı olmadan ondan birşey almak hırsızlıktan farklı değildir.”
ancak herkes kendini çaresiz hissetti ve korktular ödemeyince verilen hapis cezalarından. bu sosyal yardım projeleri fakiri biraz rahatlattı, fakat çok geçmeden sorun geri geldi ve başetmek için daha fazla paraya ihtiyaç vardı. bu projelerin masrafı arttıkça arttı ve devletin hacmi büyüdü.
devlet adamlarının çoğu ellerinden gelenin en iyisini yapan dürüst adamlardı. kendi insanlarından daha fazla para talep etmek istemediler, sonunda fabian ve arkadaşlarından borç para almak dışında çareleri kalmadı. geri nasıl ödeyeceklerine dair hiç bir fikirleri yoktu. çoçuklarının eğitimi için öğretmenlere para veremez oldu veliler. doktorların ücretini veremediler. ulaşım teknisyenleri işlerini kapattılar.
bir bir devlet bu işleri üstlenmek zorunda kaldı. öğretmenler, doktorlar ve diğerleri halka memur oldu.
pek azı işinden haz aldı. makul bir ücret alıyorlardı ama kimliklerini kaybettiler. kocaman bir makinede küçük çark dişleri oldular.
kişisel teşebbüslere mahal yoktu, alın terine takdir pek azdı. gelirleri sabitlenmişti ve ancak bir üs emekli olduğunda ya da öldüğünde terfi edilebiliyordu.
çaresizlik içindeki devlet adamları fabian’ın fikrini sormaya karar verdiler. onu akıllı ve para sorunlarını çözmesini bilen biri olarak kabul ettiler. onlar bütün sorunları açıklarken dinledi, en sonunda cevapladı, “pek çok insan kendi sorunlarını çözemiyor, bunu birilerinin onlar için yapmasına ihtiyaçları var. eminim, pek çok insanın mutlu olma hakkı olduğunda ve yaşamlarının elzem ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğinde anlaşıyorsunuzdur. önemli sözlerimizden biri “her birey eşittir” der, öyle değil mi?
dengeyi sağlamak için tek yol zenginden fazla servetini almak ve fakire vermektir. vergileme sistemi. daha fazlaya sahip olan daha fazla öder. mali durumlarına göre herkesten vergi toplayın ve herkese ihtiyacına göre verin. okullar ve hastaneler bütçesi yetmeyene ücretsiz olmalı…”
şatafatlı idealler üzerine uzun bir konuşma yaptı ve şu sözlerle bitirdi “bu arada, bana borçlu olduğunuzu unutmayın. bir süredir borç alıp durmaktasınız. size yardımcı olmam için en azından faizi ödeyin. anaparayı borç olarak bırakırız, siz bana sadece faizi ödeyin.”
böylece gittiler, ve fabian’ın felsefesi üzerine ciddi bir şekilde düşünmeden artan oranlı gelir vergisini getirdiler -ne kadar çok kazanırsan o kadar çok vergi oranın yükselir. hiç kimse sevmedi bunu, ama ya vergi ödediler ya da hapse gittiler.
Tümünü Göster