- 4 / 4 / 1716 entry
- 52 başlık
- 19.13 incipuan
dötüncü nesil normal
haziran 2011
dötüncü nesil normal
haziran 2011
-
+1
beyler 4 yıldır sözlüğe uğramıyorum
Cidden almadım kendi hesabım. Hatta sözlüğe ilk girdiğim zamanlar dördüncü nesilim 3'e yetişemedim falan diye üzülüyordum. Şimdi bizimki bulunmaz nimet olmuş öyle mi -
+5
beyler 4 yıldır sözlüğe uğramıyorum
Son girdiğim entry mart 2013. Hey gidi günler hey. Bu 4 yılda sözlükte neler oldu, liseliler kaç yaşında, kaçıncı nesiller geldi? Hızlandırılmış özet geçin beyler size zahmet. -
+2
bir günde en fazla ne kadar 31 çektiniz
adam 1 günde diyor amk yaa kos koca 24 saatte 3 yapanlar bi doktora görünsün 8 saatte 1 posta atıyorsan ne gereği var kestir kurtul yada kasaba git dövdür -
0
volkswagen caddy mi yoksa avudi a3 mü beyler
kartal al panpa... o nasıl karşılaştırma amın feryadı -
0
malatyalı orospu kezban
(beyler hikayeyi nette gördüm doğruluğu tartışılır ama mesaj net. ilginizi çeker belki)
Bu hikâye Malatya’da geçer. Bu, bir tercüman eşliğinde eğlenmek için geneleve gelen iki Amerikalı coni ile genelevde çalışan Kezban’ın hikayesidir..!!!
Ah Kezban ah, eli öpülesi Kezban ..!!! Belki de şimdi yaşamıyorsun. Keşke yaşasaydın da görseydin, gerçek huurnun kim olduğunu.. !!!
Menderes’in Türkiye’yi ‘küçük Amerika’ yapmaya çalıştığı günlerde, yani 1955-1960′lı yıllarda yaşanmış gerçek bir hayat hikâyesidir…
Malatya’nın en canlı sokaklarından biri de, genelev sokağıdır…
Gündüz Cumhuriyet Bayramı kutlanmıştı.. Gece saat 12′ye yaklaştığı sırada içeriye ağızlarında pipo, Sarı saçlı, uzun boylu iki kişi ile beraber şık giyinmiş şişman bir adam girdi. Bu iki yabancı, ‘uzman’ sıfatıyla bir dost memleketten getirilmişlerdi… Bir yıldır yakındaki 15.000 nüfuslu bir Anadolu kasabasındaydılar.
Kaymakam kasabada böyle bir şey olamayacağını, arzu ederlerse falanca yerdeki ‘Türk pavyon’una gitmelerini tavsiye etmişti… Bunun üzerine iki genç, tercümanlarını da yanlarına alarak önce Malatya’ya, sonra da faytoncunun rehberliğinde buraya gelmişlerdi…
Yani Malatya genelevi’ne..!!!
ilk dakikalarda yadırgadıkları bu yer, git gide hoşlarına gitmişti. Akşamdan beri 25 müşteri savmış olan Kezban, gramofona oynak bir plâk koymuş, kırmızı mayosunun içinde dönüp duruyordu… Yabancılar Kezban’ı seyretmeye başladılar. Sonunda Kezban’ı işaret ederek, tercümanlarına bir şeyler dediler…
Tercüman çaça kadın’a :
- Mösyöler bayanı istiyor..!!!
Tercümanı duyan Kezban adamlara şöyle bir baktı… Sonra :
- Müthiş yorgunum anne. Mazur görsünler..!!!
Cevap tercüme edilince, yabancılardan uzun boylusu sertleşen sesi ile :
- Ne demek..!!!
- Böyle yerlerde müşteri reddedilmez ..!!! diye diklendi…
Kezban hiddetlenerek :
- Yorgunum efendim..!!!.. Lâftan anlamaz mısınız siz..!!!
Tercüman :
- Bu mösyölerin kim olduğunu bilmiyorsun galiba ..!!! Hem bir huur müşterisinin arzusunu yerine getirmeye mecburdur..!!!
Kezban :
- Ben huuryum..!!! Ama bu mösyöler kim olursa olsunlar, arzularını yerine getirmeyeceğim..!!!
Diğer kadınlar şaşkın şaşkın ona bakmaktaydılar… Kezban’ı o güne kadar hep para canlısı olarak düşünmüşlerdi..!!!
Tercüman yediği hakareti hazmedememişti :
- Senin gibilerinin hakkından polis gelir..!!!
- Buyrun efendim, polis iki adımlık yerde..!!!
Şişman tercüman hışımla dışarı çıktı. Biraz sonra yaşlıca bir polisle içeri girdi… Ecnebilere karşı daima nazik olmayı, onlara kolaylık göstermeyi vazifesinin mühim bir düsturu sayan polis, Kezban’a :
- Mösyöler seni çiftetelli oynarken bulmuşlar… Demek ki yorgunluk bahane… Şu halde sebep ne Kezban..!!!
- Sadece istemiyorum..!!!
- Fakat vazifeni unutuyorsun. Sonra senin için fena olur..!!!
Genelevin dilberi Kezban, âdeta deliye döndü :
- Bana hiç bir şey olmaz, polis bey..!!! Ben gavurlara huurluk yapmam polis bey ..! Beni nihayet buradan başka bir yere sürebilirsiniz…! Fakat sürüleceğim yer gene Türk ili değil mi ..!!!
Herkes susuyor, iki yabancı alık alık bakıyordu… Kezban ise yumruklarını sallayarak söyleniyordu :
- Ben gavur huursu değilim, polis bey..!
- Ben Türk huursuyum..!!!
Diğer kadınlar başlarını önlerine eğmişlerdi… Yaşlı polis ise gözlerindeki ıslaklığı göstermemek için, ağır ağır bahçeye çıkarken Kezban hâlâ bağırıyordu :
- Ben gavurun altına yatmam, polis bey..!
- Ben Türklerin huursuyum..!
- Gâvurun değil..!
Bu anlatılanlar, kaderin sillesini yemiş vegibalı Kezban’ın ; cılız öpülesi elleriyle ; ülkemizi işgal eden gâvurlara attığı yaman tokadın hikâyesidir… işte böyleee … Bir kaç dolar kazanabilmek için, yabancıların önünde eğilen bütün politikacılarımıza…
iş adamlarımıza…
Bürokratlarımıza…
Medya mensuplarına…
Ve “keşke ingilizlerin idaresinde olsaydık ” diyebilen o çok namuslu ( !!! ) Hanım kızlarımıza…
Velhâsıl, kadın – erkek bütün vegibasız huurlarımıza ithaf olunur ..!!!
Ve o şişman tercümanın adı neydi biliyor musunuz.. !!!
TURGUT ÖZAL ..!!! - daha çok