• 0 / 0 / 2125 entry
  • 311 başlık
  • 382.98 incipuan

bebişinci nesil normal
aralık 2011

  • +11 -4
    ateistler doluşun ve şu soruma cevap verin
    eğer allah yoksa biz inanarak birşey kaybetmiyoruz. ama ya varsa? o zaman siz inonmoyonlor çok şoy koybodocoksonoz.

    gidip tüm dinlerin ibadetlerini yapın garanti olsun o zaman aq.
    ···
  • +1
    kürt olmadığınızı 3 kelimede kanıtlayın
    engin
    altan
    düzyatan
    ···
  • +5 -1
    kaçırıldım yaşadıklarımı anlatıyorum
    kendime geldiğimde başımda elif, arif ve asu vardı. biri daha vardı tabi: 'o'

    'o'nun karnına dev bir tahta parçası saplanmıştı ve yerinden çıkamıyordu. sürekli hırıltılar çıkarıyordu. sanki midesine dev bir çatal saplanmış gibiydi. yere saplanmıştı. midesindeki bağırsaklar bile gözükmesine rağmen hala hayattaydı ve hala bize saldırmaya çalışıyordu. ama tüm çabalarına rağmen kalkamıyordu.

    elif: emre? uyanıyor galiba.

    ben: ne zamandır baygınım?

    başımdaki ağrı çok kötüydü. kafam çatlıyordu resmen.

    elif: tahminen nerdeyse 1 gündür

    ben: ne?

    elif: evet. başında bekliyoruz bir gündür.

    ayağa kalkmamla tekrar yere düşmem bir oldu. başım dönüyordu.

    elif: başında bi morluk var. kafanı kötü çarpmışsın.

    arifle, dila konusunda yaptıklarını bi süre olmamış gibi davranma konusunda anlaştık. şu an nolursa olsun beraber hareket etmeliydik.

    elif'e fıçıların üstündeki mumlardan birini almasını söyledim. düştüğümüz yerde yolumuzu bulmamız lazımdı.

    elimize mumları aldık. zifiri karanlıkta meşale görevi görebiliyorlardı.

    düştüğümüz yer mahzen gibi değildi. görebildiğim kadarıyla ince uzun koridorlar vardı. hastane koridorları gibi. düştüğümüz yere çıkabilmemiz mümkün değildi. orada yolumuzu bulmalıydık.

    mahzenin dip kısımları derken kastettikleri buydu demek.

    koridorlarda ilerlerken gözümüze rusça yazılar çarpmaya başladı. tabela gibiydiler.

    ilerlemeye devam ettik. sonra bir ses duyduk. durmadan devam eden bir sesti. belli aralıklarla gelen bir ses.

    sese doğru yürümeye başladık.

    birşeyin duvara çarpma sesi gibiydi ses. ve sürekli geliyordu. sese yaklaştıkça konuşmalar gülüşmeler duymaya başladık.

    sonra sesin olduğu odaya girdik.

    girdiğimiz yer kapalı bir basketbol sahasıydı. sahanın iki ucunda minyatür futbol kaleleri vardı.

    içeride 10 a yakın insan vardı. üzerlerinde üniformaya benzer bir kıyafet vardı.

    futbol oynuyorlardı.

    bizi farketmediler. içlerinde biri gol attıktan sonra sevinmeye başladı. diğerlerine sarıldı. çok mutlu gözüküyordu.

    o kişi yiğitti.
    ···
  • 0
    kaçırıldım yaşadıklarımı anlatıyorum
    devam ediyorum.

    bu arada anlattıkların labirent filmine benziyor diyen en az 20 kişi olduğundan şunu da belirtmek isterim, filmi ilk defa sizden duyuyorum.
    ···
  • +3
    kaçırıldım yaşadıklarımı anlatıyorum
    merdivenden aşağı çığlık çığlığa koşarken bu sefer bi öncekinde yaptığımız gibi sağ taraftan değil sol taraftan döndük.

    'o' dilayı diri diri yedikten sonra peşimize düşecekti. ama zaman kazanmıştık. gittiğimiz yolun çıkmaz bir yol olmaması için dua ediyorduk.

    artık o'nu göremiyorduk arkamıza baktığımızda. ama hala korkudan koşuyorduk. sanırım izimizi kaybettirmiştik.

    elif: sen nasıl bir huur çocuğusun?

    arif: elif bana kızgın olmanızı anlıyorum ama ordan başka türlü çıkamazdık. birinin kendini feda etmesi lazımdı diğerlerinin çıkabilmesi için.

    ben: neden sen kendini feda etmedin o zaman? kes sesini haksızsın. güvenli bir yere varınca konuşucağız bunları arif. yanına kalmıcak yaptıkların.

    arif: sen kendini ne sanıyorsun? hepinizin hayatını kurtardım.

    ben: sesini kes. bunu konuşacağımız zaman gelicek.

    arif: şimdi konuşalım. artık peşimizde değil. konuşmaktan kaçıyorsun. yapılması gerekeni yapıcak cesaretin yoktu çünkü senin.

    asuyu yere bıraktım. sinirlenmiştim.

    ben: burdan canlı çıksan bile yaptığının bedelini ödeyeceksin. bizi kaçıranlardan hiçbir farkın yok. sen de artık bir katilsin.

    arif boğazıma yapıştı.

    arif: kelimelerine dikkat et.

    sonra bir ses duyduk. yine aynı hırıltılı nefes alma sesi.

    ağzından kanlar sıçrayarak bize doğru koşmaya başladı. asuyu kaptım. tüm gücümüzle koşmaya başladık.

    bikaç dakika geçtikten sonra adım attığımız üç-dört metrelik alan yıkıldı. en son şarap şişeleri ve fıçılarıyla birlikte düştüğümü hatırlıyorum. ve düştüğüm anda kafamı sert zemine vurduğumu.

    bayılmıştım.
    ···
  • 0
    kaçırıldım yaşadıklarımı anlatıyorum
    dişleri ve diş etleri var. çenenin görünen kısmı yok.
    ···
  • +4
    kaçırıldım yaşadıklarımı anlatıyorum
    o'nun ayak sesleri gittikçe yaklaşıyordu. gidicek yerimiz kalmamıştı. kızların çığlıkları ve ağlamaları ve gittikçe yaklaşan ayak sesleri ortamdaki gerilimi arttırıyordu. yolun sonuna geldiğimizi düşünmeye başlamıştım. hepimiz burada ölecektik. son bir güçle kapıyı yumrukladım.

    ''buse! eğer kapıyı şu an açmazsan hepimizi öldüreceksin.''

    yine bir cevap gelmedi.

    sonra o'nu gördük.

    şu an yaşanmış olan şeyin yaşanmamış olması için elimden geleni yapardım. anlatırken bile bunu nasıl yazıcağımı bilemiyorum. bu hikayeyi anlatmak istememe sebeplerimden biri de budur. içimizdeki dağılışın ve bir arada duramamamızın en büyük sebebi de bu olaydı.

    yaşandı maalesef. o yüzden burayı es geçmem olmaz.

    ne mi oldu?

    arif dila'nın kolundan tuttu ve merdivenin en üstüne varmış olan o'nun üzerine attı.

    o dila'nın etini yiyip kemiklerini çiğnerken biz de yanından sıyrılarak, aşağı doğru koştuk.
    ···
  • +7
    kaçırıldım yaşadıklarımı anlatıyorum
    hepimiz nesef nefeseydik ama hiç durmadık. insanlara tehlike anında aşırı güç geldiği rivayet edilir. seyit onbaşının tek başına o ağırlığı kaldırması da buna örnek verilir. o gücü hissedebiliyordum. yorgunluk hissetsem de bütün hızımla koşmaya devam ediyordum.

    geldiğimiz merdivenlerin oraya vardık. yorgunluktan ölüyorduk. hemen ordan sola döndük ve merdivenleri son hız çıktık. hala peşimizdeydi. benle asu en önde, arkamızda arifle elif, en arkada ise dila vardı. hepimiz yukarı vardık en sonunda. o'nun ayak seslerinden merdivenleri çıkmakta olduğunu anlayabiliyorduk. herkesin gözünde korku ve panik vardı. kapıyı açmayı denedim ama kapı kitliydi. kapıyı tüm gücümle yumrukladım.

    ''buse! buse! kapıyı aç!''

    ama cevap veren olmadı.

    kapana sıkışmıştık.
    ···
  • +5
    kaçırıldım yaşadıklarımı anlatıyorum
    şu an bu varlığın sadece fiziksel özelliklerini söyleyebiliyorum. nasıl ve neden burda olduğunu açıklamam için bilmeniz gereken başka şeyler var.

    gördüğümüz şeyin bir insan olduğunu söylemekte güçlük çekiyordum. insan gibi iki eli, iki ayağı vardı. üzerinde hiçbir kıyafet yoktu ve üzerinde sayısız dikiş izi vardı. derisi resmen çürümüştü. kafasında saç yoktu. göz kapakları da yoktu. ağzından çenesine kadar olan kısım da yoktu. bu yüzden kana bulanmış dişlerini ve dilini görebiliyorduk. tırnakları çok uzundu. pençe gibiydi ve kanlıydılar.

    loş ışıkta gördüğümüz yüzü çok çirkindi. bizi görür görmez üzerimize koşmaya başladı.

    o an yaşadığımız korkuyu anlatmam mümkün değil. 'koşun!' diye bağırdım ve hemen asu'yu kucağıma alarak geldiğimiz yöne doğru koşmaya başladım.

    'o' çok hızlıydı. 'o'nun nefes alışveriş sesini, çığlık sesleri bastırıyordu. yıl çok uzundu, elbet yorulucaktık ama arkamıza bakmadan koşmaya devam ettik.

    asu'nun aplamasını duyabiliyordum. iki elimle kulaklarını olabildiğince sıkı kapatmıştım koşarken. çığlık seslerini duymasını istemiyordum. arkama baktım. 'o'nunla aramızda 10 metre kadar bir mesafe vardı.

    koştuk, koştuk ve koştuk.
    ···
  • +2
    kaçırıldım yaşadıklarımı anlatıyorum
    bugün hikayenin büyük bir kısmını anlatıcağım beyler. öğlen saatlerinde 14-15 gibi başlarım.
    ···
  • +2 -3
    kaçırıldım yaşadıklarımı anlatıyorum
    beyler dün akşam bi işim çıktığı için gitmem gerekti.

    bu aralar meşgulüm biraz zaman bulamıyorum ama yaşadıklarım daha çok uzun ve kısa süre içerisinde bitireceğim merak etmeyin.
    ···
  • +1
    kaçırıldım yaşadıklarımı anlatıyorum
    boşluksuz şekilde yaptım
    ···
  • +3 -2
    kaçırıldım yaşadıklarımı anlatıyorum
    öncelikle mekanı gözünüzün önünde canlandırmak istiyorum.

    http://upload.wikimedia.o...Crzburg_-_Wine_cellar.JPG

    aynı bunun gibiydi ama sol tarafımızda da boşluklar vardı ve içlerinde şarap şişeleri vardı. şağımızda ise fıçılar ve üzerlerinde bunlara benzer ışıklandırmalar vardı. duvarlar buna göre biraz daha büyüktü ve bu şekilde dümdüz gidiliyordu. sağa sola dönüş yoktu. sadece geldiğimiz merdivenden sağa dönüş yapılabiliyordu. bir buçuk saatlik yol boyunca.

    sesi anlatıyorum. bir nefes alma sesiydi. ama insan sesi gibi değildi. sanki nefes almakta zorlanan bir köpek sesi gibiydi.

    sonra sesin sahibini gördük.
    ···
  • +3 -1
    kaçırıldım yaşadıklarımı anlatıyorum
    ''mассандра'' ve ''massandra'' kelimeleri her şarabın üzerini süslemekteydi.

    henüz burayı korkunç yapan şeyle tanışmamıştık. ama mahzen o kadar büyüktü ki yürüdükçe bitmiyecek gibiydi.

    korkarak ve sessiz bir şekilde tam bir saat kadar düz yolda şarapların ortasında yürüdük ve hiç bir farklılık olmadı. mekanın ne başı ne de sonu gözüküyordu hala. o kadar büyüktü ki anlatamam.

    asu yorulduğunu söyledi. asuyu kucağıma aldım ve yürümeye devam ettik.

    bir yarım saat daha yürüdük ve hala aynıydı. mассандра yazısını görmekten bıkmıştım.

    biz de yorulmaya başlayınca dinlenmeye karar verdik ve biraz oturduk.

    oturalı bikaç dakika olmadan bir ses duyduk.
    ···
  • +4
    kaçırıldım yaşadıklarımı anlatıyorum
    merdivenden inmeye başladık. çok karanlıktı önümüzü göremiyorduk.

    elif kısık sesle: ''emre en öndesin değil mi?''

    ben: ''evet. basamaklara dikkat edin.''

    elif: ''bişey görürsen söyle.''

    böyle ara sıra konuşarak, korka korka, hiçbirşey görmeden uzun bir merdiven indik.

    sonunda merdiveni bitirmiştik.

    önümüzde dev duvarlarıyla, şişelenmiş ve fıçılanmış binlerce şarap vardı. içleri doluydu.

    yürümeye başladık. çok karanlıktı ama her fıçının üzerinde bir mum vardı. aslında tam olarak mum diyemem. sönmeyen ve farklı bir maddeden yapılmış bir mumdu. fazla aydınlatamıyordu. heryer hala karanlık ve loştu. ama bu ışıklar sayesinde az da olsa önümüzü görebiliyorduk.

    sağımızda ve solumuzda şişelenmiş ve fıçılanmış şaraplar varken biz de onların ortasındaki yoldan ilerliyorduk.

    arif şarap şişelerinden birini eline aldı. çok tozluydu. üzerinde tozu sildi.

    şarap şisesinin üzerinde Massandra yazılıydı.

    arif: bu çok eski. bilirsiniz şarap yıllandıkça değerlenir. 1775 yılında yapılmış. yani tam 219 yıllık. ne kadar değerli olduğunu tahmin edemiyorum.

    ilerlemeye devam ettik.
    ···
  • daha çok