- 1 / 1 / 724 entry
- 338 başlık
- 5 trend
- 3,774.46 incipuan
oybirinci nesil normal
ekim 2016
oybirinci nesil normal
ekim 2016
-
0
cemil ipekçi aşkımdan 3 kişi intihar etti
Modacı Cemil ipekçi, Posta gazetesinden Canan Danyıldız'a verdiği röportajda özel hayatıyla ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
"Her iki cinsiyetimi de seviyorum. Kadın değilim, kadınların yapması gerekenleri yapıyorum o kadar…" diyen ipekçi, "Gençken peşinizden çok koşarlar mıydı?" sorusuna "Benim aşkımdan üç kişi intihar etti! Sokakta yürürken öyle bakarlardı ki anlatamam! Hem kadınların hem de erkeklerin ilgisini çekiyordum. Ne gelinlikler askıda kaldı benim için" ifadelerini kullandı.
"ŞÖHRET OLMASAYDIM... "Ünlü modacı "Gay'siniz diye ödediğiniz bedel oldu mu?" sorusuna da "Tabii… Şöhret olmasaydım sevgilimle el ele sokakta gezebilirdim. Kimse yanıma yanaşamıyor adı çıkacak diye! Bilinmeyen biri olsaydım çok rahat olurdum. Beni dört duvar arasında beğenen çok. Şöhretli bir gay olmam beni yalnız bıraktı" cevabını verdi -
0
benlik varoluşun özü
Duygularımın bu denli yoğun oluşu bana, Sanchi Tepesi’nin benim açımdan önemini gösterdi. Orada Budizm’e farklı bir açıdan bakmayı öğrendim. Buda’nın yaşdıbını, benliğin gerçeğe dönüşmesi ve ortaya çıkıp öznel bir yaşam olduğunu savunması olarak algılıyordum. Buda’nın felsefesinde benlik tüm tanrılardan üstündür ve insanın ve dünyanın varoluşunun özünü simgeler. Benlik, insanın hem kendisinin hem de varoluşunun bilincine varmasını sağlar. O olmasaydı, dünya da var olmazdı. Buda insan bilincinin evrensel değerini görebilmiş ve insan bu ışığı söndürdüğünde, dünyanın bir hiçliğe yuvarlanacağını anlamıştı. Schopenhauer’in büyüklüğü de bunu anlayabilmesinde ya da Buda’dan bağımsız olarak, bu gerçeği yeniden keşfetmesinde yatar.
isa da Buda gibi benliğin varlığını ortaya koymuştur ama çok farklı bir bağlamda. Her ikisi de dünyanın üstesinden gelmeyi simgeler ama Buda bunu mantığıyla, isa’ysa kendini kurban ederek yapmıştır. Hıristiyanlık’ta daha çok acı çekilmiş, Budizm’deyse daha çok şeyin bilincine varılmış ve daha çok şey yapılmıştır. Her iki yol da doğrudur ama Hint bakış açısına göre, Buda daha kusursuz bir insandır ve tarihsel bir kişilik olduğu için insanların onu anlaması daha kolaydır. Oysa isa, hem tarihsel bir kişilik hem de Tanrı olduğu için anlaması zor bir insandır. Kendisi bile kendini anlayamamıştı. Yalnızca, içinden bir sesin onu zorladığını ve bu nedenle kendisini kurban etmesi gerektiğini biliyor ve kendisini kurban etmesini kaderin bir cilvesi olarak görüyordu. Buda uzun yıllar yaşayıp yaşlı bir adam olarak öldü, oysa isa’nın isa olarak eylemi büyük bir olasılıkla çok kısa bir süreyi kapsar.
Daha sonraları Budizm de Hıristiyanlığın uğradığı değişimin eşini yaşamıştır. Buda, Nidana Zinciri’nin üstesinden gelerek her insanın aydınlanmış bir birey, yani bir Buda olabileceğini vaaz etmesine karşın, benliğin gerçekleşmesini simgeleyen bir imgeye dönüşmüş ve insanlar onu taklit etmeye başlamışlardır. Buna karşın isa, her Hıristiyan’ın benliğinin bir parçasıdır. Oysa, tarihsel akımlar sonucunda insanlar isa’yı taklit etmeye başlamışlar ve kendi yollarını kendileri çizip kişiliklerini bütünleştireceklerine, isa’nın gittiği yolu izlemeye başlamışlardır. Tarihsel akımlar, Doğu’da da Buda’yı körü körüne taklide yol açmışlardı. Buda’yı taklit etmek, onun düşüncesinin gücünü nasıl azaltmışsa, isa’yı taklit de, Hıristiyan düşüncesinin evriminin duracağı dönemin habercisi olmuştur. Buda, iç görüşü nedeniyle Brahma tanrılarından çok daha üst düzeydedir. isa da Yahudilere, “Siz tanrısınız!” diye bağırmıştı ama insanlar onun ne demek istediğini anlayamadılar. Bu nedenle bugün Hıristiyan Batı denen kesim, yeni bir dünya kurma yerine, sahibi olduğu dünyayı yok edebilecek dev adımlarla ilerlemektedir. -
+1
insan hayatında cinsellik
Pgibolojik beraberlik kadar cinsel beraberlik de romantik aşkın tanımlayıcı özelliklerinden biridir. Bununla birlikte, iki insan arasındaki cinsel ilişkinin anlamı çok az anlaşılmıştır. Cinselliğin insanlar için çok önemli olduğu açıktır. Cinsellik düşünerek harcanan saatler, cinsellikle ilgili uzun hayallerimiz, cinsellik hakkında okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz filmler bunu kanıtlar. Yeryüzünde insanların cinsel eylemleri için kural yaratmamış hiçbir toplumun olmaması, cinselliğin ne kadar önemli olduğunun bir başka kanıtıdır. En ilkel kabileler bile, insanların cinsellik konusunda davranışlarını nasıl düzenleyeceklerini belirleyen kurallara sahiptir. Ahlak kuralları, özellikle dini kurallar, cinsel eylemle fazlasıyla ilgilidir. Bu yoğun ilginin açıklaması, bir noktaya kadar elbette cinselliğin üremeye yol açtığı gerçeğindedir. Ama bu açıklama, toplumsal ve dinsel kuralların, cinsel istek ve bunun dışavurumuyla niye bu kadar meşgul olduğunu açıklamaz.
Cinselliğin muazzam önemi, insanlara verdiği yoğun hazda yatar. Haz, insanlar için bir lüks değil, yoğun bir pgibolojik ihtiyaçtır. Nasıl acı, ölümün ve başarısızlığın belirtisiyse, haz da en geniş anlamıyla hayatın bir besleyicisi, başarılı eylemin ödülüdür.
Yaşamak için harekete geçmeli, sürüp giden hayatın getirdiği değerleri elde etmek için çabalamalıyız. Hayatın bir değer olduğunu, yaşamaya ve adına mücadele vermeye değer bir şey olduğunu, neşe, mutluluk ve haz deneyimleri aracılığıyla anlarız. Hayatımızı zenginleştiren değerleri elde etmede başarılı olduğumuzda, sonuç hayattan zevk almak olur. Haz, başka bir pgibolojik anlam da içerir. Haz, bize gerçeklerle başa çıkma, başarılı olma, değerler kazanma, kısacası yaşam deneyimi sunar. Haz deneyiminde saklı olan, “Kendimi kontrol edebiliyorum. Gerçeklerle şimdi hiçbir sorunum yok” diyebilmedir. Acının yetersizlik ve çaresizlik duygusu yaratması gibi, haz da kişisel yeterlilik duygusu yaratır. -
+1
dünyadan ilginç ölümler
Herkes bir gün ölecek, peki ya böyle ölmek?
işte birbirinden tuhaf 10 ölüm ve sebepleri;
1-Kola Makinesi Yüzünden Ölen Talihsiz
Amerika'da 1995 yılında Bir Kola makinesinden bedava içecek almaya çalışan adam makineden fırlayan kutu kolanın kafasına isabet etmesi sonu hayatını kaybetti.
2-Kibarlık Yüzünden Ölen Talihsiz
Astronot biliminde çığır yaratan Tycho Brahe isimli Danimarkalı bilim adamı tuvalet gitmediği için ölmüştür. 16. yüzyılda yemek bitmeden sofradan kalkılması hoş karşılanmazdı. Tycho Brahe davetli olduğu bir şölene gitmeden tuvalete girmeyi unuttu. Yemekte içki fazla kaçıran bilim adamı tuvalet gitmek için izin isteyemeyecek kadar nazik olduğundan idrar kesesi patlamıştır ve 11 gün acı çektikten sonra ölmüştür.
3-Elektrik Tellerine Takılıp Ölen Talihsiz
Arjantin Buenos Aires'te gerçekleşen ölüm olayında karısını öldürmeye çalışan adam karısını kaldıkları otelin 23. katında aşağıya atar. Kadın aşağı düşerken elektrik tellerine takılır. Karısının ölüp ölmediğinden emin olmak isteyen adam kendisinide aşağı atar, tellere tutunamaması sonucu yere çalırarak hayata veda eder.
4-Nefesini Tuttuğu için Ölen Talihsiz
1983 yılında Amerika'nın San Diego eyaletinde polisler tarafından hırsızlık yaparken yakalanan kadın eğer kendisini bırakmazlarda ölene kadar nefesini tutcağını söyledi. Polislerin bu isteği kabul etmesi sonucu kadın kendi nefesini tuttu ve morarak öldü.
5-Yere Düşen Silah ile Ölen Talihsiz
italya'da gerçekleşen bir ölüm olayında Pisa kentinde oturan Romollo Ribaldo isimli adam işsiz olduğu için intihar etmeye karar verir. 42 yaşındaki Romollo Ribaldo'ya eşi intihar etmemesi için dil döktü. ikna olan Romollo ağlamaya başladı ve elindeki silahı yere fırlattı ve kötü sürpriz_ Yere düşen silah ateş aldı ve silahtan çıkan kurşun Romollo'nun eşine isabet etti ve kadın öldü.
6-tak Yoluna Giden Talihsiz
Amerika'da bir hayvanat bahçesinde görevli olan fil bakıcısı rutin temizliğini yaparken filin dışkısı altında kalarak can vermiştir.
7-Gelen Posta ile Ölen Talihsiz
Khay Rahnajet isimli Iraklı bir terörist içinde bomba düzeneği olan bir paketi posta ile suikast adresine gönderdi. Paketin üzerinde yeteri kadar pul olmadığı için posta servisi paketi geri postalar. Paketi alan acemi terörist pakete bomba düzeneği kurduğunu unutarak paketi açar, bombanın patlaması sonu parçalanarak ölür.
8-Korkudan Ölen Talihsiz
Eşine şaka yapmak isteyen Jake Fen isimli bir adam kendisini asmış süsü verir. Eve gelen eşi kocasının kendisini asığı görünce bayılır. Bu sırada kapıyı açık gören komşuları olan kadın içeri girer. Jake ve eşinin öldüğü zanneden kadın evi soymaya karar verir ve ne varsa toplar. Evden topladıkları ile dışarı çıkamak üzere olan kadına Jake tekme atar. Kadın cesedin canlandığını zannederek korkudan ölür.
9-Anlamsızca Ezilerek Ölen Talihsiz
New York'un işlek caddelerinin birinde bir otomobil yürüyen bir yaya hafifçe çarptı. Yaya tam yerden kalkacağı sırada yoldan geçen birisi kalkmazsa sigortadan yüklü miktarda para alabileceğini söyler. Yayada yola tekar yatar. Otomobil sürücüsü ise yayanın yerden kaltığını düşünerek gaza basar ve yaya otomobilin altında ezilere can verir.
10-Ailece Boğularak Ölen Talihsizler
Mısır'da bir çiftçilik yapan bir adam tavuklarından birinin Nil nehrine düştüğünü farkeder ve tavuğunu kurtarmak için nehre atlar. Fakat girdaba yakalanınca kıyıya dönemez ve yardım ister. Adamın yardımına yetişen oğlu başarılı olmaz ve o da girdaba kapılır. Baba oğul kurtarılmak için yardım istemeye başlarlar. Adamın karısı kızları ve diğer oğlu yardım etmek isterler fakat onlarda başarılı olmazlar. 6 kişilik aile boğularak can verir fakat tavuk kurtulur. -
+1
seks kalbi yorar mı
ciks kalbi yorar mı?
SAĞLIKLI insanlar için konuşuyorsak ciks kalbi yormaz, aksine uzun vadede kalbe iyi geldiğini bile söyleyebiliriz. Buna karşılık kalp damarlarında sorun olan insanların ciks yapması, aynı spor gibi, kalp krizi riskini artırır. Bilim adamları kalp hastalarının kalbini ciks sırasında takibe alarak ne olduğuna baktılar ve şunu gördüler: ciks, kalbimizde bant üzerinde yapılan bir yürüyüşün yarısı kadar bir yük oluşturuyor. ciks sırasında kalp hızı dakikada 130’u, tansiyon 170 mmHg’yı geçmiyor.
ciks sırasında kalp krizi riski nedir?
ARAŞTIRMALAR spor esnasında kalp krizi geçirme riskinin 3.5 misli, ciks sırasındaysa 2.5 misli arttığını gösteriyor. Misli kelimesinin yanlış yorumlanmaması için biraz daha açarak anlatayım; hiçbir şikâyeti olmayan ve düzenli egzersiz yapan 50 yaşında bir milyon erkekten biri durduk yere kalp krizi geçirir, ciks sırasındaysa bir milyon erkekten üçü kalp krizi geçirir. Gördüğünüz gibi riski artmakla birlikte ciks sırasında kalp krizi geçirme oranı çok yüksek değildir. Eğer bahsettiğimiz kişi daha önce kalp krizi geçirmişse sorun çıkma ihtimali artar: ciks esnasında kalbinde sorun olan bir milyon erkekten 30’u kalp krizi geçirir. Sonuç olarak ciksin kalp krizini tetikleyebildiğini biliyoruz ancak bunun pek de sık olarak yaşanmadığını da biliyoruz.
Risk neden artıyor?
FiZiKSEL ve duygusal yüklenmeler kalp krizi riskini artırır. Örnek verecek olursak, otobüsün peşinden hızla koştuğunuzda fiziksel yüklenme olur, kalbiniz hızlanır, tansiyonunuz yükselir. Çat kapı eve gelen haciz memuru da duygusal yüklenme oluşturur gene kalp hızlanır, tansiyon yükselir. ciks sırasında hem fiziksel hem duygusal bir yüklenme vardır, az da olsa kalp hızı ve kan basıncı artar. Çalışmalar riskin ciksten sonraki bir saat boyunca devam ettiğini gösteriyor.
ciksin fiziksel yükü ne kadardır?
ÇALIŞMALAR, ciks yapmanın, yürümekten biraz fazla, kar küremekten daha az, yaklaşık iki kat merdiven çıkmaya eşit bir efor gerektirdiğini gösteriyor. Bu şu anlama gelir; hiç sorunsuz iki kat merdiven çıkabiliyor, hafif tempoda da olsa koşabiliyorsanız çok büyük bir ihtimalle ciks sırasında bir sorununuz olmayacaktır. Her şey doğal akışında oluyorsa sorun çıkma ihtimali daha azdır.
Sertleşme sorunu kalp ile ilişkili mi?
KESiNLiKLE. Erkeklerde sertleşme penis damarlarının kanla dolması sonucunda olur. Damarlarda plaklar varsa yeteri kadar kan gelemeyeceği için sertleşme tam olmaz. Atheroskleroz dediğimiz damar yağlanması sadece bir organın damarlarını tutmaz, az veya çok tüm organların damarlarını etkiler.
Bu açıdan kalp damarlarında darlık olan bir erkeğin penis damarlarında da az çok daralma vardır. Pek çok hastada sertleşme sorunu kalp damar hastalığının erken belirtisi olarak ortaya çıkar, genellikle 3-5 yıl sonra da kalp damar sorunu ortaya çıkar. 45 yaşında sertleşme sorunu olan bir kişinin kalp krizi geçirme riski, sertleşme sorunu olmayan birine göre 50 kat daha fazladır. -
0
nasa yeni gezegen buldu
NASA Yeni Bir Gezegen Daha Keşfetti!
NASA, üçlü güneşler yörüngesindeyeni bir gezegenin keşfinde bulundular. HD 131399Ab adındaki gezegenin Jüpiter'den 4 kat büyük olduğu söyleniyor.
Ulusal Havacılık Ve Uzay Dairesi NASA, 3 tane yıldızı bulunan yeni bir gezegenin keşfinde bulunduklarını açıkladı.
Kütle olarak Güneş Sistemi'ndeki en ağır gezegen Jüpiter'den 4 kata kadar daha ağır olduğu belirtilen gezegen HD 131399Ab adıyla etiketlendi.
NASA Jüpiter'de! NASA Jüpiter Yörüngesine Yerleşti!
Yaklaşık 16 milyon yaşında olduğu ifade edilen HD 131199Ab, 1,070 Fahrenayt(580 Santigrat) derece sıcaklığa sahip durumda.
Global News'de yer alan habere göre araştırmacıların yeni keşfedilen gezegenin Güneş Sistemi'nden 340 ışık yılı uzak olduğunu hesapladıkları dile getiriliyor.
Yeni gezegen farklılıklara sahip
Yeni gezegen, Şili'nin kuzeyindeki Atacama Çölü'ndeki Avrupa Güney Gözlemevi'nde NASA araştırmacılarından Dr. Daniel Apai, University Of Arizona doktora öğrencisi Kevin Wagner tarafından keşfedildi.
University Of Arizona Astronomi Ve Uzay Bilimleri Öğretim Üyesi NASA Baş Araştırmacılarından Dr. Daniel Apai konuyla ilgili yaptığı açıklamada, keşfedilen gezegenin doğrudan gözlenebilen nadir öte gezegenlerden biri olduğunu, gezegenin sahip olduğu yapılandırmasıyla çağdaş sürümlerinden farklı nitelikler taşıdığını kaydetti.
Araştırmacılar yeni gezegenin, bilgisayar simülasyonlarının göstergelerinin gezegeni hem istikrarlı hem de istikrarsız hale sokmasıyla gezegenin farklı bir dinamik yapıya sahip olduğunun altını çizdiler. -
0
eskiden insanlar çalışırken
uyuya kalmamak için saçlarını duvara bağlarmış
bence saçma saç kopsa kafayı dank diye masaya vurursun -
+2
altıncı his nedir
Bu soruyu cevaplandırabilmek için, öncelikle "6. his" tanımını yapmak lazım. Eğer ki "Gelecekte olacakları öngörmek", "falcılık", "astroloji" gibi sahtebilimsel yaklaşımlardan bahsediyorsak, eldeki veriler dahilinde, böyle bir yetinin bilimsel olarak var olmadığını bilmeliyiz. Mistisizm ile ilgili sayısız bilimsel araştırma ve deneme yapıldı ve halen de süren araştırmalar ve halka açık mistik araştırma davetleri bulunuyor ("Gelin, bilimsel olarak inceleyelim." şeklinde). Ancak var olan insanlar içerisinde mistik güçleri gerçekten olan tek bir insan dahi bulunmadığını rahatlıkla iddia edebiliriz. Zira bu tip mistisizmin arkasına sığınanların yalanları ya bilimsel analizler sırasında, ya da iddialarını ispatlayamamalarından ötürü her seferinde yanlışlanmıştır.
Öte yandan, örneğin ıssız bir sokakta, takip edildiğimizi ya da arkamızda birinin olduğunu gerçekten de hissedebiliriz. Ayak sesi duymadan ve takip edildiğimize dair bir veri olmaksızın bunu nasıl yapabiliriz? işte bu noktada, bilim devreye girer.
Arkamızdan geleni görmeyip, duymamamıza rağmen hissedebilmemizin birçok nedeni olabilir. Busebeplerden en güçlüsü, bizim "duymuyor", "görmüyor", "kokusunu almıyor" olmamızın, gerçekten duymadığımız, görmediğimiz veya kokusunu almadığımı anldıbına gelmediğidir. Bu tip bilinçsiz olarak algıladığımız duyuların topldıbına (ve hatta "mistik güç" olarak lanse edilmeye çalışılan diğer algılara da), bilimsel analizlerde, Duyu Dışı Algı (Extrasensory Perception) adı veriliyor. Çoğu bilim insanı, böyle bir duyu tipi olduğunu kabul etmiyor (Amerikan Ulusal Bilim Akademisi'nin %96'sı bu tip duyuların varlığını reddediyor). Bu duyuların bilim insanlarınca reddedilmesinin nedeni, yapılan araştırmaların güvensiz olması, deney düzeneklerinin yetersiz olması ve konuyla ilgili araştırma yapan insanların, bilimsel metodolojiden kolaylıkla sapmalarıdır. Ancak yine de, bazı pgibologlar ısrarla bu alanda çalışmalarını sürdürüyorlar. Bunlardan özellikle bazıları, son derece güvenilir araştırmalar yapıyorlar ve üst düzey bilim dergilerinde makaleler dahi yayınlayabiliyorlar. Bilimsel şüphecilik dahilinde analizinin yapılmasını faydalı görüyoruz. Zaten bu araştırmalara bakıldığında, bu tip algıların tamamen bilimsel kökenleri olduğu görülmektedir. Şimdi, bunlara bir göz atalım.
Issız bir sokakta arkamızdan gelen birini hissedebilmemizi (ya da benzer şekilde, saatin 15:23 olduğunu düşünüp, baktığımızda gerçekten de öyle olduğunu görmemizi), ESP ve benzeri araştırmaların sonuçlarıyla, tamamen bilimsel olarak açıklamamız mümkündür. Sokak örneğini ele alalım... Arkamızda gerçekten biri varsa, ayaklarından çıkan çok düşük şiddetli sesler, bilincimizde algılanamayabilir; ancak kontrolümüz dışında olan bilinçaltımız tarafından fark edilebilir. işte buna, duyusal sızıntı (sensory leakage) adı verilir. Bu sızan uyartılar, beynimizde işlenebilir ve içgüdüsel olarak korku hissini tetikleyebilir.
Bir diğer nokta, deri reseptörlerimizin bazılarının, görsel reseptörlerle evrimsel olarak son derece yakın olmasıdır. Farkında olmasak da ve tam olarak mekanizması henüz aydınlatılmamış olsa da, derimiz esasında bir miktar ışığa da tepki veriyor olabilir. Bu, beynimize, gözümüz haricinde başka noktalarımızdan da çok sınırlı da olsa görsel verinin ulaşması anldıbına gelebilir.
Benzer şekilde, çok kısıtlı düzeyde de olsa, vücudumuzla algıladığımız ancak bilinçli olarak fark edemediğimiz sese bağlı titreşimler, algılayamadığımız sesleri istemsiz olarak duymamızı sağlıyor olabilir. Yani sese bağlı olarak oluşan ufak titreşimler, vücudumuzda ve ses duyu organlarımızda titreşimlere neden olarak bilinç altı bir algı doğurabilir. Bu konuda da araştırmalar sürmektedir.
Bir diğer nokta da feromonlar ve genel olarak koku duyumuzdur. Feromonlar, durumlar karşısında hayvanların vücudundan salgılanan, vücut dışı hormonlardır. Bu kimyasallar, havada yol kat ederek diğer bireyler tarafından algılanabilir. Feromon salgısı, insanda oldukça azalmış ve körelmiş bir yapıdır. Oldukça körelmiş olan koklama (burun) ve feromon duyu organlarımız (Jacobsen organı ya da Vomeronasal organ), bilinçaltı düzeyde bizim fark etmediğimiz bazı işlemleri yürütebilir. Bu yüzden, arkamızdaki bireyin kokusu ya da salgıladığı feromonlar bizi uyarabilir.
Bu konuyla ilgili son bir nokta ise, ışığın yansımasıdır. Normalde, biz bunu "gölgeler" olarak niteleyebiliriz, ancak bu, makro büyüklükte olan bir yansımadır. Öte yandan, arkamızdaki cisimlerin, önümüzdeki cisimlerden yansıyan görüntüleri, bariz görüntüler olmasa da, beynimiz tarafından bir ihtimal algılanıyor olabilir. Dolayısıyla, arkamızdaki bireyden çıkıp, önümüzdeki bir nesneden yansıyarak gözümüze ulaşan fotonlar, beynimizde silik de olsa bazı algıların oluşmasını sağlayabilir ve bu, his oluşumuna neden olabilir. Deri hücrelerimizin mor ötesi ışınları görebildiğine dairse oldukça güçlü veriler bulunuyor. Bu "görme", tam olarak düşündüğümüz gibi olmasa da, konumuzla ilişkili olabilir.
Saat konusunda da benzer durumlar oluşabilir. Hele ki bahsettiğimiz saat bir kol saatiyse, çok daha farklı bir açıklama doğabilir. Görüş alanımız içerisindeki cisimlere bilinçli olarak odaklanmasak da, onlarla ilgili verileri beynimiz değerlendirebilir. Dolayısıyla, birkaç saniye önce, beynimiz, istemsiz olarak saatimizi okumuş olabilir. Bizse, bir "tahminde bulunduğumuzu" sanabiliriz. Sonrasında ise saate baktığımızda, tahminimizi gördüğümüzü sanabiliriz. işte bu, çok sık karşılaşılan bir dikkat olgusudur ve bu tip "mistik" veya "psişik" konuların ardında genelde payı bulunmaktadır.
Bunların hepsi ve daha fazlası, "6. his" gibi hislerin bilimsel analizleridir. Başka şekillerde açıklamalar beklemek ise, bilimdışı ve asılsız olacaktır. Bu konuyla ilgili en büyük sorun, incelemelerdeki önyargılarımızdır. Çünkü araştırdığımız şey, "doğru tahminler" olduğu için, arkamızda birinin olduğunu doğru tahmin ettiğimiz zamanları (veya saati doğru tahmin ettiğimiz zamanları) daha fazla hatırlarız. Ancak tüm tahminlerimizin listesini çıkaracak olsak, doğrularımızın yanlışlarımızdan çok çok daha az olduğu görülür (ki bilimsel araştırmalar da bunu göstermektedir). Dolayısıyla, algıda seçicilik burada önemli bir unsurdur.
Unutmamak gerekir bu konulardaki araştırmalar halen devam etmektedir ve son hallerini almamışlardır. Bu araştırmaların kesin sonuçları için daha çok fazla inceleme gerekmektedir. Ancak ne olursa olsun, şimdiye kadar bilimin ulaştığı yerler ve geçmişte bu yerlerle ilgili insanların yaptıkları açıklamalar göz önüne alındığında, her zaman ve istisnasız olarak olduğu gibi, 6. his gibi konularda da tamamen bilimsel açıklamaların bulunacağı rahatlıkla iddia edilebilir. Yapılması gereken daha fazla araştırmak, sorgulamak, okumak ve her bilgiyi mantık süzgecinden geçirmektir.
Gerçeklere, sadece bilimle ulaşabiliriz. -
+4 -1
fatih sultan mehmet han gemileri
karadan yürütecegini söylediğinde Paşalarıdan biri, bunun imkansız olduğunu söylemişti.
Paşa'ya cevap olarak Fatih Sultan Mehmet Han meşhur şu sözünü söyledi;
"imkanın sırrını görebilmek için imkansızı denemek lazım Paşa... " -
+4
bozkurt işareti anlamı nedir
MHP'nin ve ülkücülerin değişmez simgesi Bozkurt işareti simgesel manasıyla bir kurttur. Bütün Türk dünyasında kullanılmaktadır. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Bakü’de Ebulfeyz Elçibey’in düzenlediği mitingde bir milyon insan Alparslan Türkeş’i "Bozkurt" işaretiyle selamladı. Orada görülen bu işaret daha sonra Türkiye’ye de geldi ve Türk milleti tarafından kullanılmaya başlanmıştı.
Ancak Alparslan Türkeş'in bu işarete yüklediği başka bir anlam daha vardı. Onu da Millet Partisi kurucusu rahmetli Osman Bölükbaşı'ya şöyle anlatmıştı:
BOZKURT iŞARETiNiN ANLAMI NE?
Bölükbaşı: Yahu Türkeş siz bir işaret yapıyorsunuz, kurda benziyor. Onu anladık da, benim bildiğim sen Türkeş ona bir mana yüklemişsindir.
Türkeş: Elbette ağabey (Bölükbaşı Başbuğ’dan yaşça büyüktür)
Bölükbaşı: Peki nedir?
Türkeş: (Bir eliyle bozkurt işareti yapar, diğer elinin baş parmağıyla işaret ederek tarif eder) Bak ağabey, şu serçe parmak Türk’tür, şu işaret parmağı da islam’dır. Şu Bozkurt işareti yaptığımız işaretin arada kalan boşluk ise cihandır(dünyadır). Son olarak kalan 3 parmağın birleştiği nokta ise mühürdür. Yani ağabey işaret ederek gösterir isek, şu çıkar: Türk islam Mührünü Dünyaya vuracağız.. -
+12 -3
sırf erkmek parası için çalışan
ekmek parası için 7/24 çalışan geceyi Madende geçiren bu emekçi abilerimize helal olsun -
+3 -1
trump taş gibi karıyı bulmuş
adam 70-80 yaşında at gibi sağlam karıyı bulmuş 46 yaşında
adamın karısının çıplak fotolarıni net e atmışlar laf etmiyor
karısı yatakta kocasının sex de nasıl olduğunu anlatıyor
olum bu nasıl başkan nasıl bir avrat
adamlarda terbiye yok yakında karısını gibseler yarragini açar karısını giberlerken karşısına oturup osbir çeker amk
bizim Türkiye de bir başkanın çıplak resmi yada iç çamaşırli resmi nete düşse bulur idam cezası verirler
bide amerika ya bak ne kadar rahatlar
bazen diyorum lan keşke yurtdışında yaşasam yoldan geçen bi kıza Merhaba de tipin önemli değil arkadaş olur sonra eve zütürüp sevisirsin
bide Türkiye de bi kıza Merhaba de ya anana küfür eder yada kızın yakınları görür seni dağa çıkarırlar, amerika da kuzen kuzene sex yapıyorlar
Türk kızlarının da hepsi sözde namuslu babalarının prensesi amk -
0
tarihteki ünlü casuslar kimdir
1) Arabistanlı Lawrence (1888 - 1935)
Asıl adı Thomas Edward lawrence olan ingiliz arkeolog aynı zamanda Yarbay rütbeli bir ordu mensubuydu. T.E. lawrence veya T.E. Shaw adlarını kullanan casus 1916-1918 döneminde Osmanlı imparatorluğu’na karşı yürütülen Arap başkaldırısında ingiliz irtibat subayı idi. Bu nedenle de Türkiye’de Arabistanlı lawrence adıyla tanınan casusu ingilizlerin halk kahramanlarından biridir.
2) Mata Hari (1876 - 1917)
Gerçek adı Margaretha Geertruida Zelle olan Hollandalı dansçı I. Dünya Savaşı esnasında Fransız ve Alman ordularına iki taraflı casusluk yaptığı iddiasıyla 1917 senesinde Fransızlar tarafından kurşuna dizildi. Mata Hari’nin Fransız Gizli Servisi tarafından Avrupa turneleri esnasında Almanlar hakkında istihbarat toplamak üzere görevlendirildiği biliniyor. Tüm zamanların en ünlü kadın casusu Hale’in aksine son nefesine kadar masum olduğunu iddia etti.
3) ingiliz Kemal (1892 - 1966)
Asıl adı Ahmet Esat Tomruk olan ünlü Türk casusu istanbul’da doğdu. Babası öldüğünde beş yaşındaydı. O ve annesi dayısı Sezai Bey’in himayesine girdiler. Ahmet Esat 1908’de 16 yaşında iken ingiltere’ye gitti. Bir süre sonra ingiliz dilini aksansız konuşmak bir yana farklı bölgelerdeki ingilizce’yi de mükemmelen taklit edebilir hale geldi. 1914’te istanbul’a döndü; Teşkilat-ı Mahsusa’ya üye olmuş ve ittihatçı Kara Kemal ile Dramalı Rıza’dan gizli teşkilat ve çetecilik öğrenmişti. Sarışın ve renkli gözlü olmasının da avantajı ile 1924 yılına kadar genelkurmaya bağlı olarak sürdürdüğü istihbarat görevinden ayrılarak anılarını yazmış ve tercümanlık yapmış olan ingiliz Kemal gençliğinde kazandığı Türkiye Hafif Sıklet taks Şampiyonu unvanını 1932 yılına kadar korumuştur.
4) Nathan Hale (1755 - 1776)
Amerikalılar için bir vatansever olan Nathan Hale kendisi gibi Yale’den mezun 3 arkadaşıyla birlikte Amerika’nın ilk istihbarat operasyonlarını yapan Culper Ring adlı örgütün üyesi idi. 1776’da ingilizler tarafından deşifre edilen Hale casusluk yaptığını itiraf edip pişman olduğunu söylemesine rağmen 21 yaşında idam edildi. Yale Üniversitesi’nin eski kampüsünde Nathan Hale’in bir heykeli bulunur. Bu heykelin birer örneği sonradan Virginia longley’deki CIA binası ile Andover’daki Philips Academy’nin önüne de dikilmiştir. Hale’in “Vatanım için feda edecek tek bir canım olması tek üzüntümdür” sözü ünlü olmakla beraber gerçekten böyle söyleyip söylemediği şaibelidir.
5) Isabella Sarah Marie Boyd (1844 - 1900)
19. yüzyılda yaşamış olan bu ünlü kadın casusun gerçek adı Maria Isabella Boyd idi. Amerikan iç savaşında Konfederasyon için casusluk yapmış olan Belle Boyd Birleşik Devletler tarafından ele geçirildi ve hapse atıldı. Ancak savaş daha sona ermeden birliğin subaylarından biriyle evlenmeyi başardı.
6) ilyas Bazna (1904 – 1970)
ilyas Bazna (veya Arnavutça adı ile Elyesa Bazna) 1904'de Kosova'da doğmuş, 21 Aralık 1970'de Münih'de ölmüştür. II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası hesabına çalışmış en önemli casuslardan biridir.
Babasının ölümünden sorumlu tuttuğu ingilizlerden nefret etmesi, parasal kazanç arzusu ve hep bir operacı olmak istemesine rağmen II. Dünya Savaşı esnasında Ankara'da çeşitli büyükelçiliklerde uşaklık yapıyor olması casusluk yapmaya başlamasına önayak olmuştur. Franz von Papen'in sefareti döneminde Ankara'daki Almanya Büyükelçiliği'ne gizli ingiliz askeri ve diğer istihbaratını satmıştır.
7) Alger Hiss (1904 - 1996)
Amerikalı bir bürokrat olan Hiss’in devlet hizmetinden ayrılması sonrasında Gazeteci Whittaker Chambers kendisinin aktif bir komünist olduğunu öne sürdü. Başlangıçta bu iddiayı kanıtlayacak hiç bir delil bulunamadı. Ancak sekiz yıl sonra şaibeli bir ilişkisinin delil olduğu öne sürüldü. Kendisi de suçsuz olduğunu öne sürmesine rağmen 44 ay hüküm giydi. Hiss’i mahkûm etmek için elinden geleni ardına koymayan Chambers ise 1961’de bir kahraman olarak öldü ve 1984’te de Başkan Ronald Reagan tarafından Özgürlük Nişanı ile ödüllendirildi.
8) Julius Rosenberg (1918 – 1953)
Ethel Greenglass Rosenberg (1915 – 1953)
(28 Eylül 1915 – 19 Haziran 1953) ve Julius Rosenberg (12 Mayıs 1918 – 19 Mayıs 1953) Amerikan vatandaşı ve Amerikan Komünist Partisi CPUSA üyesiydiler.
1950’de tutuklanan Rosenberglerin davası bir yıl sonra başladı. Julius Rosenberg 1918 New York doğumlu bir Yahudi idi. Elektrik mühendisi olan Julius üyesi olduğu “Genç Komünistler” derneğinde 1915 doğumlu şarkıcı ve aktris Ethel ile tanıştı; genç çift bir süre sonra evlendiler. 1939-1950 döneminde Amerikan ordusunda radar cihazları ile çalışan Julius Rosenberg eski KGB ajanı Alexander Feklisov’a göre 1942 yılı 1 Mayıs’ında KGB için çalışmaya başlamış ve füze planlarının da aralarında olduğu çok miktarda dokümanı Ruslara iletmişti. Casusluktan suçlu bulunup ölüm cezasına çarptırılan çift Sing Sing hapishanesinde elektrik verilerek infaz edildi.
9) Gertrude Margaret Lowthian Bell (1868 – 1926)
Gertrude Margaret Lowthian Bell (14 Temmuz 1868 – 12 Temmuz 1926) ingiltere'nin Durham County kentinde ayrıcalıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen ünlü ingiliz kadın seyyah ve casus.
Bell'in babası ünlü bir aileden gelen Thomas Hugh Bell'di. Gertrude Bell, henüz 3 yaşındayken annesi vefat etti. Bunun üzerine babası Thomas birkaç yıl sonra seçkin bir aileden gelen ve oyun yazarı Florence Oliffe ile evlendi. ilk ve orta öğrenimini Londra'daki çeşitli okullarda tamamlayan Bell, Tarih okumak için Oxford Üniversitesi'ne gitmeye karar verdi. Burada başarılı bir eğitim dönemi geçirerek okuldan birincilikle mezun olmayı başaran ilk kadın oldu.
Okuldan mezun olduktan sonra seyahat etmeye karar veren Bell, Avrupa ve daha sonra da Ortadoğu'ya çok sayıda seyahatlerde bulundu. ilerleyen yıllarda dağcılık ve dünya turlarıyla da ilgilenmeye başlayan Bell, 1897 - 1898 ve 1902 - 1903 olmak üzere iki kez dünya turuna çıktı.1899 yılında Kudüs'e yaptığı ziyaretten sonra Araplara karşı büyük bir sevgi ve ilgi duymaya başladı. Arap çöllerinde seyahatler yaptı ve batılılara çöl hayatını anlatan yazılar yazdı. Araplar ona "Çölün Kızı" ve "Irak'ın Taçsız Kraliçesi" isimlerin verdiler.
Bell, 1907'in Mart'ında arkadaşı arkeolog William Ramsay ile birlikte Anadolu'ya geldi ve Bir süre sonra ingiltere'ye döndü. Daha sonra Ocak 1909'da Mezopotamya'ya bir gezi düzenleyen Bell, bu sırada Geç Hitit dönemine ait olan Kargamış'da önemli keşif ve incelemelerde bulundu ve bu bölgede kısa süreli kazılar yaptı. Sonra Irak'taki ünlü antik şehir olan Babil'e gitti.
Sonraki yıllarda Orta Doğu ingiltere'nin çıkarları için çeşitli faaliyetlerde bulunmaya başlayan Bell, Orta Doğu'da ingilizlerin şimdi bile aktif oldukları Orta Doğu politikasının kurucusu ve planlayıcılarından biridir. Mezopotomya bölgesindeki Arap kabileleri Türklere karşı kışkırtan faaliyetlerde bulunmuştur. Ayrıca 1919 yılındaki Paris Konferansı'na delege olarak katıldı ve Irak devletinin sınırlarının belirlenmesi için çalışmıştır. -
+1
amerikan derin devleti çok mu derin
On gün önce bir televizyon kanalımızda, Amerika'da başkanlık seçimi tartışılıyordu. Amerika'da başkanlığı kim kazanır? Obama veya Romney kazanırsa, Amerikan dış politikası değişir mi? Kim gelirse Türkiye için daha iyi olur? Konuları ele alınıyordu.
Programa katılan Türk ve dünya siyasetini yıllardır yakından takip eden deneyimli gazeteci Sabah Gazetesi Başyazarı Mehmet Barlas, çok dikkati çeken bir yorumda bulundu. ''Amerika'da kim başkan olursa olsun, Amerikan'ın temel parametreleri değişmez. Amerikan Derin devleti gerçekten çok derindir. iş tesadüflere bırakılmaz.'' 23 Ekim 2012 Salı gecesi, Türkiye saati ile sabahın erken saatlerinde ABD Başkanı Barack Obama ve Cumhuriyetçi Parti'nin başkan adayı Mitt Romney, dış politika konusunda tartıştılar. Merakla izledim.
iki adaya, Amerika'nın dünyadaki rolü, Afganistan'daki savaş, israil ve iran, Ortadoğu'daki değişim süreci, terörizm ve Çin'in yükselişi şeklindeki 6 başlıkta sorular yöneltildi.
Sonuç: Yılların tecrübeli gazeteciyazarı Mehmet Barlas, çok haklı çıktı.
Hedefi 12'den vurdu. iki adayın temel dış politika meseleleri üzerindeki pozisyonları, söylenenlerin ve beklentilerin aksine pek farklı olmazken, bazı noktalarda aynı parametreleri savunmalarını duyunca,''Amerikan derin devletinin gerçekten çok derin ''olduğunu bir kez daha anladım.
Amerika'da kıran kırana başkanlık seçimi var. iki ayrı parti Başkanlığı ele geçirmeye çalışıyor. iki aday, Amerikan'ın temel paradigmaları karşısında aynı yolda buluşuyor.
Herhalde ''Büyük Devlet'' olmak buradan geçiyor.
Bir dünyanın en büyük küresel gücü Amerika'ya baktım, bir bölgesel güç konumundaki Türkiye'ye.
Bizdeki muhalefeti görünce, Türkiye'nin temel dış politika parametreleri karşısındaki yıkıcı tavırlarına bakınca, üzülmemek elde değil.
TARTIŞMA DETAYLARI
Obama ve Romney, Başkanlık koltuğuna oturduklarında nasıl bir dış politika izleyeceklerine yönelik önemli işaretler verdiler. iki aday, stratejide birleştiler, taktiklerde farklılıklarını gösterdiler.
Önemli olaylar karşısında, iki adayın işaretleri:
1)Suriye: iki aday da Esed'in gitmesini istiyor. ikisi de askeri müdahale istemiyor.(Tartışma öncesi Romney'in farklı olduğu söyleniyordu).ikisi de muhalefeti destekleyecekler.
2)iran: iki adayda, Nükleer iran'a izin vermeyecek. Obama diplomatik misyona, Romney, yumuşak güç gösterisini tercih ediyor
3)israil: iki aday, israil'e tam destek içinde.
ikisi de, israil'i en yakın müttefik görüyor.
Koruyup kollayacaklarını söylüyor( Tartışma öncesi, Romney tam israil'ci, Obama israil'i dışlıyor havası vardı. Stratejileri aynı)
4) Rusya ile ilişkiler: Obama Rusya ile yakın ilişki içinde. Ortadoğu ve Asya-pasifikte Moskova ile beraber ÇiN'i çevrelemeyi hedeflemişti.
Romney, Rusya'ya karşı daha sert olalım diyordu. Tartışmada Romney'in kanatları kırılmış, tutumunu ve tonunu Rusya'ya yumuşatan bir siyasetçi konumunda göründü.
5) Irak ve Afganistan'dan çekilmede birlik içindeler.
6) Amerikan'ın Asya-pasifik'teki stratejisinde anlaşma içindeler.
7) Obama'da, Romney'de, Amerikan'ın dış politikasında köklü değişiklik yapmayacaklarında anlaştılar iki lider, Amerikan derin devleti tarafından aynı potaya sokulmuş.
Amerikan derin devleti gerçekten çok derin...
TÜRKiYE'YE BAKINCA
Küresel güç Amerikan'ın iki başkan adayı, Amerikan derin devletinin paradigmalarında bir ve beraber olurken, Türkiye'ye bakalım.
Emekli orgeneral Teoman Koman ifade veriyor: ''Türkiye'de derin devlet yok. Jitem'in ismini duydum'' Jandarma Genel Komutanı olacaksın, Mit'in başında bulunacaksın.
Sonra''derin devlet yok'' diyeceksin.
Teoman Paşam, söylediklerine sen de inanmıyorsun ama... Neyse...
MUHALEFETE BAKINCA
21 inci yüzyılda, uluslararası ilişkiler" 3 Boyutlu bir Satranç Oyunu" olarak nitelendirilmektedir. Birinci boyutta siyasi ve askeri gücün, ikinci boyutta ekonomik gücün, üçüncü boyutta ise halkın birlikteliği konumlanmaktadır.
Türkiye, yakın coğrafyası ile derinden ilgilenmekte, çevresindeki olaylara seyirci değil oyuncu olarak katılmakta, bir etkin güç olabilmek için, modern zamanların tüm enstrümanlarını kullanmaktadır.
Sadece Suriye tezkeresi, Ana Muhalefetin içler acısı durumu anlatmaya yeter. O tezkerenin,''savaş yapmak için'' çıkarılmadığını toplumun büyük kesimi biliyor. Bir devletin göstermesi gereken bir davranıştır yapılanlar.
Türkiye'nin yumuşak güç (soft power) hamlelerini kırmaya kimsenin hakkı yoktur. Olanları daha iyi anlamak için, Obama-Romney, dış politika beraberliğine tekrar bakınız.
Büyük devlet olmanın ''omurgası ''buradan geçer.
SONUÇ:
Her devlette, görünen ve görünmeyen bir devlet vardır. Yani devlet içi bir devlet. işte bu görünmeyen, devlet içi devlete "Derin Devlet" denmektedir. ingilizce'de " Derin devlet " yerine "Invisible Government" kavramı kullanılır.
Yani "Görünmeyen Hükümet" denilir buna.
Bir devletin, temel kuruluşları, milli güvenlik ve dış politikanın temel parametrelerini belirler. iktidarlar değişir ama devleti devlet yapan temel paradigmalara dokunulmaz. - daha çok