- 1 / 9 / 102 entry
- 12 başlık
- 506.51 incipuan
"memeni aç aç" önüncü nesil normal
mart 2015
"memeni aç aç"
önüncü nesil normal
mart 2015
-
0
hayat nedir ve nasıl sikilir
Hocanın adının Ersin olduğunu ve Türk Edebiyatı hocası olduğunu öğrendim. Genel gözlemlerin ardından böyle bir durum raporu çıkardım kendime;
-En arka sağ-sol köşede tek oturan iki apaçi, çift dikiş
-Orta sırada en önde ve onun arkasında oturan 4lü kız grubu, ilerleyen zamanlarda sınıfın kurtarıcısı olan kopya makineleri, sınıfın inekleri.
-Sağ, en öndeki sarışın, uzun boylu, olgun kız baya güzel aq ama o da çift dikiş
-Yanında oturduğum kızda güzel ama put gibi oturduk bi kere bile konuşmadık nasıl muhabbet açarım bunla amk
Gözlemlerimi düşünürken zil sesiyle kendime geldim. Kutsal seçenekler önüme dizildi bir anda. "Sınıfta, özgüvensiz inek-süt gibi otur. Kantine inip masalarda otur, karı kız ortamı yapmaya çalış. Okulu gez, kafa dengi panpalar bul." ilk seçeneği zaten 8 sene kullandım, bi tak faydasını da görmedim diye onu eledim. ikinci seçenekte ilk gün için erken, ortalık ana baba günü gibi zaten. Herkes bir yerlere gidiyor, karı kız bulunur acelesi yok" diye düşünüp kafa dengi birisini bulmak için okulu gezmeye başladım.
ilk tenefüs 15 dakika, diğer tenefüsler 10 dakika, öğle molası ise 50 dakikaymış.
ilk 15 dakika boyunca okulu geziyordum, kızlarla muhabbet açmaya çalışanlar, çoktan grubunu kurup takılmaya başlayanlar, tuvalette samanyolu efektleri yapan cuğaracı panpalar ve eskiden tanışanlar... Amk zaten arkadaşı olmayan bir insandım, sanki benim gibi okulda başka tek gezen yok. Herkes birbiriyle tanışmış biri ile. En son boynum bükük bir şekilde sınıfa dönüp sırama oturdum, yanımdaki esmer kız daha gelmemişti. Belki de tenefüs daha bitmedi diye gelmemiştir diye pek önemsemedim, telefonumu çıkartıp kurcalamaya başladım. Hava atıcam ya tabi sınıfa amk. Telefona baksanız gerçi hiçbir tak yok. Ne bir müzik, ne bir fotoğraf, ne bir oyun. Sadece rehberimde anne-anneanne-dede üçlüsünün numarası, tam bir rezillik.
Telefonuma yavaş yavaş alışırken, zil çaldı. Sınıf yavaştan dolmaya başladı, yanımdaki esmer kızı kapıda görünce düşünmeye başladım. Bu kızla bir şekilde muhabbet açıp ileriye dönük yatırım yapmalıydım. Onu fark etmemiş gibi yapıp telefonumla havalı bir şekilde uğraşmaya başladım, kız başıma kadar gelip kalkmamı bekliyordu ama fark etmemiş gibi yapıyordum. En son dayanamayıp kalkmayacak mısın? diye bir soru sordu ve aramızdaki ilk diyaloğa bir start vermiş oldu.
• B:Ben E:Esmer kız*
E:Kalkmayacak mısın?
B: Pardon ya, telefonumun ayarlarını yapıyordum da fark etmemiştim.* Bu sırada nerdeyse telefonu kızın gözüne sokucam aq yok öyle kasılmalar falan.*
E: iyi, müsade ette geçeyim artık. Zil çaldı, ders başlar.
B: Tamam, pardon. *kalktımda, bunla bi gib olmaz çok egolu falan diye düşündüm*
E: Önemli değil(nokta)
Son cümleyi de iğneler gibi söyleyip oturdu, ben de yeniden yerime oturdum. Kız, sınıftakilerden çok farklıydı. Herkes liseye geçtiği için zütünü yırta yırta geziyor, cıvık cıvık ve çocuksu tavırlar takınıyorlar, ama bu kız oldukça sakin ve sessizdi. Aramızı sağlamlaştırmak için ders ne diye sordum, umursamaz bi tavırla "Matematik." diye cevapladı. Aq kraliyet ailesinden falan geliyor heralde, huurdaki havaya bak.
Sınıfın kapısı açılıp içeriye 50 yaşlarında, kısa boylu, sarışın, kilolu böyle uyuz tipli bir kadın beyaz önlüğü ileri birlikte içeri girdiğinde tüm sınıf susması gerektiğini fark etti. Kadın gayet otoriter bir şekilde direkt masasına geçip oturdu, ciddi ve sert bir ifadeyle adının "Neriman" olduğunu ve kendisinin bizim "Matematik öğretmenimiz" olduğunu söyledi. Ardından kendi dersinin işleyişini anlattı. Neymiş efendim, ayağa kalkmak, soru sormak, gülmek, uyumak, camdan bakmak, not tutmamak, dersi takip etmemek, ödev yapmamak yasakmış. Nefes almakta yasak olsaydı tam olcaktı amk. Bu karıya uyuz kaptığımı yavaş yavaş fark ettim. -
0
hayat nedir ve nasıl sikilir
dıbına koyduğumun koridoru git git bitmiyordu, en son kapıya geldiğimde nefesimi tuttum ve sınıfı dinledim, içeride şen şakrak eğlenceli, cıvıltılı bir ortam vardı. Neşem yerine gelmişti biraz. Kapıyı tıklattıktan sonra oluşan ölüm sessizliği yannanı yediğimin kanıtıydı. Bütün sınıf avel gibi yüzüme bakacaktı, ben de hocaya ne diyeceğimi düşünecektim. "giberler" diyip kapıyı açtım, içeriye baktım. Her çeşit insan vardı aq, sınıf sınıf değil sanki Nuh'un gemisi. Kısa boylusu mu dersin, sırığı mı, şişkosu mu bilmemnesi, anası, babası danası vesaire. Bütün suratlar kitlenmiş bana bakıyordu, aq tribe girmiş gibi oldum. Salak salak hocanın masasına ilerledim, masada orta yaşlı sıcakkanlı görünen bir adam oturuyordu. Dersin ne olduğu, bu adamın kim olduğu hakkında bi bilgim yoktu. en kötüsü herkesin bana kitlenmesinin, geç kalmanın ve orta yaşlarda bir adamın boş bakışlarla bana bakıp, birşeyler söylememi beklemesiydi. Hadi buyur, şimdi ne söyleyeceğim buna diye düşündüm. Nedendir bilinmez ama ağzımdan direkt "Selamun aleyküm, geç kaldığım için özür dilerim." oldu. Sınıftan çıt çıkmıyor, hoca hala bana bakıyordu. "Lan, yanlış birşey mi dedik amk" acaba diye düşündüm ve sonra bir an kahveye gelmiş gibi giriş yaptığımı fark ettim. Hocadan geç kaldığım için özür dilerim, Allahtan hoş karşıladı cidden sıcak kanlı bir pekekentmiş.(Böyle olduğuna bakmayın ilerde anamı gibecek.) Oturabileceğimi söyledi, ben de değişik tiplere doğru baktım. Herkesten uzak, en arka köşe tavsiyemdi ama çiftdikiş olduklarını tahmin ettiğim 2 kişi çoktan mitoz bölünmüşlerdi sağ-sol köşelere. Sağ en arkanın bir önünde, tek başına oturan esmer, uzun siyah saçlı, kahverengi gözlü bir kızı gördüm. Utanarak onun yanına ilerledim, o sırada bile herkes bana bakıyordu amk resmen bu sınıf beni tribe sokacak.
Kızın yanına yannan gibi hiçbirşey demeden oturdum. Sınıftaki gözler yavaş yavaş benden çekilmeye başlanmış, herkes yeniden kaynaşmaya falan başlamıştı. Bende kim ne ayak diye yavaş yavaş gözlem yapmaya başladım. -
0
hayat nedir ve nasıl sikilir
Okulla aram fazla olmamıştı, SBS'den fazla iyi bir puan alamamıştım. Semtime yakın bir turizm meslek lisesine kayıdım yapılmıştı. Artık bende liseliyim diye hafiften seviniyordum, büyük zaman gelmişti. Yarın sabah lisenin ilk günüydü, beynimi bir sürü düşünce kurcalıyordu. Tamamen yeni bir okul, yeni insanlar ve yeni bir hayat. Belki de mutlu bir lise hayatım olucak diye seviniyordum. Oysa ki hayatımın daha fazla dıbına koyulcağından haberim yoktu. Düşüncelerimle birlikte zorlanarak uykuya dalmayı başardım.
Sabah, televizyondan gelen sesle uyandım. Evden birisi neden olduğu bilinmez sabahın köründe son ses haber dinliyordu. Gözlerimi ovuşturup odadan çıktım, lavaboya gidip ellerimi ve yüzümü yıkadım. Gürültü kaynağına doğru ilerledim, dedem erkenden kalkmış sabah haberlerine bakıyordu. içimden "hay dıbına koyayım dede, uykumu bin ettin" diye söylenip duvardaki saate baktım. "08:41: Bu sefer sesli sesli "hay dıbına koyayım." diyip hızla odama koştum.
Hazırlanırken kafamı bir sürü düşünce kurcalıyordu, normalde 8:00 gibi evden çıkıp, 8:20 gibi okulda olmam gerekiyordu. "Niye kimse uyandırmadı beni amk, aha ilk günden rezil olucaz, sınıfa nasıl giricem lan herkes bana bakıcak" gibi paranoyalara boğularak güç bela hazırlandım. Evden çıkmadan saate son bir kez baktım. "8:50" Bu sefer hepten yannanı yedik diye düşünüp evden çıktım, okula öyle bir koşuyorum ki sanarsınız arkamdan 30 tane zenci beni gibmek için koşuyor. Öyle bir koşuş yoktu cidden. Yaklaşık 10 dakika süren koşumdan sonra okula vardım. Bahçede in cin top atıyor, dersliklerin camlarından sesler geliyordu. Biraz heyecan, korku, utangaçlık ve rezil olmuşluk hissi ile içeriye ilk adımı attım.
Koridorda dersliklerin ve çeşitli odaların yerlerini tarif eden panolar vardı. Dersliğim 9/B olarak aklımdaydı. Dur lan, 9/D olmasın bir de? Tam salak diye etiket oluruz okula. Yok, yok 9/B'dir diye bir düşünüp 9/B'nin olduğu 3. kata çıktım. işte o koridordaydım. Sınıfın kapısının yanındaki 9/B yazısını fark ettim, kurbanlık koyun gibi ilerlemeye başladım. Bir yandan terlemiş, bir yandan ilk günüme gibko şekilde başlamış ve rezil olmuştum. Sanki hayat 8 yıl boyunca beni serbest bırakıp bir andan hardcore'a bağlamış gibiydi. -
0
hayat nedir ve nasıl sikilir
Orta halli bir ailede dünyaya gelmiştim, annemle babam çok sık kavga ettiği için ben daha 9 yaşındayken ayrılmışlardı. Babam da başka bir şehire gitmişti. Annemle beraber kalıyordum, zaman zaman ananem geliyordu. Babamla evlendiği için dedem annemle konuşmuyordu, boşandıktan sonra da durum değişmemişti. Hala konuşmuyorlardı. Babamın gitmesiyle pgibolojik sorunlar yaşamaya başladım, hırçın, mutsuz bir çocukluk geçiriyordum. 14 yaşıma kadar doğru düzgün arkadaşım olmadı, sürekli kavga eder okulu asardım. Tam anlamıyla bir bintim yani. Yaşıtlarımın aksine, eğlenmeyi ve mutlu olmayı unutmuştum. Liseye başlamamdan itibaren hayatımın düzelmeye başladığını sanmıştım. Oysa ki herşey gittikçe daha da kötüye gidecek, tam anlamıyla hayatım ve ortalığın dıbına koyulacaktı. Seri seri yazıyorum panpalar, sigaraları - çayları hazırlayıp keyfinize bakın.
not: rez alın ki taku takuna yazmadığımı bileyim panpalar, uydurma, olağanüstü güçlerimin ve abartıların olduğu bir hikaye değil. Fantastik şeyler arayanlar başka başlıklara. ipucu olarak şunları diyeyim, bolca acı anılar, gibiş, şaşırtacak gelişmeler var hikayede. -
0
oysa ki bende mutluyum sanmıştım
kimse okumuyor mu ya, belli edin kendinizi +3 olursa başlık seri şekilde devam -
0
oysa ki bende mutluyum sanmıştım
Yaklaşık 1-2 ay aynı böyle geçti. Erhan denen pekekent ara sıra bize geliyor, gelecek hayallerini kuruyor ve annemi sürekli evliliğe hazır olduğuna inandırmaya çalışıyordu. Fazla bir gelişme yaşanmadı, sadece Erhan ile bir kere ne bakıyorsun olayı gibi bir şey oldu aramızda. Aslında adamın bana baktığı yoktu, ben adama sataşmak için kendimi bildiğin tribe sokuyorum. Sigara içmeye de alışmıştık Oğuz ile, ailemizden ve arkadaşlarımızdan gizli saklı tenha yerlerde etrafı kolaçan ede ede içiyorduk.
Aysun ile aramız baya iyi oldu, hatta çıkma teklifi ettim kabul etti. Bu kadar gibik sokuk olayda bana tek iyi gelen Aysun'du. Mutluyduk, okulda çoğu kişi çıktığımızı biliyordu. Erkekler Aysun'a mesafeli davranıyor, ben de kızlarla mesafeliydim. Öyle klagib sevgililer ne yapıyorsa onu yapıyorduk, el ele geziyor, sarılıyor, fotoğraf falan çekiniyorduk. Ama diğer abazan huur çocukları gibi değildim. Kızı bir kere bile dudağından öpmeyi ya da ellemeyi bile düşünmemiştim. Sadece seviyordum, saf ve temiz duygularımla seviyordum hemde. -
0
oysa ki bende mutluyum sanmıştım
Sabah artık bünyenin alışmasıyla saatimde uyandım, rutin kahvaltı-hazırlanış-evden çıkış vesaire derken Aysun'u bekliyordum köşede. Bu sefer biraz geç geldi, saçlarını örmüş o yüzden geç kalmış. Beraber okula gittik, o gün baya durgundum dün akşamki konuşmalardan dolayı. Aysun fark edip ne olduğunu sordu, önemli bir şey olmadığını falan söyledim yine de anlatmamı istedi, en son ailevi bir şey özel dedim, utanarak pardon dedi. Okula gidene kadar konuşmadık, hafiften aramızda soğuk rüzgarlar esti. Sınıfta bunu teselli ettim tabii ki espriler falan yaparak. Okul o gün baya sıkıcı bir şekilde geçti, çıktıktan sonra Oğuz'la sahilde bir çardağa gidip oturduk. O da fark etti üstümdeki kara bulutları.
(B: Ben - O: Oğuz)
-
O: Anlat bakalım, ne bu suratının hali?
B: Birşey yok be oğlum.
O: Lan biz kardeş değil miyiz amk, nesi yok işte baksana şu suratın haline. Aysun ile birşey mi oldu yoksa?
B: Yok ya, iyiyiz Aysun'la.
O: Ee, ne var sende o zaman?
B: Hani sana bi heriften bahsettim ya, annemin mesajları okudum demiştim.
O: Ee?
B: Bize yemeğe geldi, böyle espri yapmaya çalışmalar, bilmemneler... Şirin gözükmek için her şeyi yapmaya çalıştı huur çocuğu. Geceleyin 3 gibi de uykumdan uyandım, salona gizlice gidip bunları dinledim. Yok aga, bunlar evlenmeyi düşünüyor. Ne yapacam ben şimdi?
Anlattıklarım karşısında Oğuz'un da yüzü düşmüştü, başka birisi olsa "boşver" diyip sallardı, bu çocuk harbi benim için üzülmüştü dıbına koyayım. Geldi elini omuzuma koyup "Her zaman ben senin yanındayım, birbirimize kardeş dediysek sahip çıkmayı biliriz. Merak etme, ne olursa olsun biz hep beraberiz." Ulan varya, utanmasam orda hüngür hüngür ağlardım. Baya da içim sıkıntılı, ne yapayım ne edelim diye kafamdaki tilkileri koştururken aklıma okulun ilk günü geldi. Tuvalette sigara içmiştim. insanlar kötü olunca ya da öyle şeylerde sigara içiyorlar diye Oğuz'a bir şey çaktırmadan doğru en yakın marketin yolunu tuttum, Oğuz'da "ne alacaz?" diye soruyordu habire, hiç cevap vermeye tenezzül etmedim.
Markete girdiğimizde sigara rafına baktım. Ne alcağımı da bilmiyorum, bi yandan korkuyorum bi yandan istiyorum. En son gözüme çarpan Lucky Strike'yi istedim. Adam paketi tezgaha koydu, bir tane de çakmak rica ettim. Parasını ödedikten sonra paket ve çakmağı cebime koyup çıktım.
O: Oğlum sigara niye aldın?
B: Dertliyim dıbına koyayım napayım?
O: içiyor muydun?
B: Yoo?
O: Ee?
B: Ne ee dıbına koyayım? ilk defa alıyorum.
O: Tamam ben de içicem
B: Tamam
-
Eski yerimize gidip paketi cebimden çıkarttıp, Oğuz'a ve kendime bir dal alıp paketi cebime geri koydum. Bu sefer de bir heyecan basmıştı üstüme, acaba birisi görür mü, bizimkiler duyar mı falan diye bir sürü paranoya yapıyordum. En son cesareti toplayıp sigaraları yaktım, yine "hii babam geliyor" yapıp içime çektim ve öksürüğe boğuldum.
Oğuz'da aynı şeyi yaptı, o da öksürdü. Güldük yeniden denedik ve öksürüğün azaldığını fark ettik.
Yavaş yavaş öksürmeden içmeye alışmıştık.
Sigaralarımızı bitirdik, evlere dağılmak için yola koyulduk. Bizim evin oraya yaklaştığımda Oğuz'a sigara isteyip istemediğini sordum. "Üç tane versen yeterli heralde." dedi, üç tane verdim o evine, ben evime gittim. Anneme her gün biraz daha kırılıyor ve sinirleniyordum, direkt odama çıkıp kapıyı kilitledim tek kelime etmeden. -
0
oysa ki bende mutluyum sanmıştım
Son günlerde sık sık olan bir şey. Yine bir kabus ve yine gecenin bir saati uyandım. Ama bu sefer kabusu net hatırlıyordum, babamı görüyordum. Büyük elleriyle valizlerini sürükleye sürükleye arabamıza taşıyordu. Ben balkondan bağıra bağıra ağlıyordum. "Baba gitme, ben seni özlüyorum. Bırakma beni bana." Rüyanın etkisi ile gözlerim yaşarmıştı, birazda hüzünlenmiştim. Dokunsalar ağlayacak gibiyim o an.
Kafamı dağıtmak için telefonla uğraşsam mı diye düşündüm, saate baktım. 03:41.
Oha dıbına koyayım, bu saatte uyandıysam nasıl yatıp nasıl kalkarım diye kafa yordum biraz. En iyisi hiç yatmamaktı, baktım çok mu uykum geliyor, okulda çıkışa az kala uyurum, zil çalınca da uyanırım. Telefonumu cebime koyup salona doğru yavaşça ilerledim. Hala televizyon sesi geliyordu, bir yandan da kısıkça bir müzik sesi.
Salonun kapısının da kapalı olması iyice bende bi' merak uyandırdı, kapıyı yavaşça açıp içeriye baktım. Annem ve Erhan masada oturmuş şarap içiyorlar, bir şey konuşuyorlar. Beni fark etmediler, sessizce koltuğun oraya geçtim gözükmeyecek şekilde oturdum ve konuşulanları dinlemeye başladım.
(E: Erhan A: Annem)
-
E: iyi çocuk ya, tanımadığı ve annesinin yanında gördüğü için beni tehtid olarak algıladı. Ama inanıyorum, zamanla alışıp sever beni. Hatta sorun çıkarmazsa, biz evlendikten sonra daha büyük bir eve taşınırız. Benim Bodrum'da büyük bir ev var, oraya da gidebiliriz?
A: Şunları konuşmasak olur mu? Çok erken daha, ben Open'e nasıl açıklayacağımı bilmiyorum, profesyonel birinden yardım falan alsam iyi olur mu acaba? Çünkü çocuk zaten neler yaşadı, bir de bu çıkarsa iyice depresyona falan girmesinden korkuyorum.
E: Özel bir pgibiyatr arkadaşım var, kartvizitini veririm ona gidip konuşursunuz. Benim adımı söyleyin, ücret almasın sizden.
A: Olur mu öyle şey, ayıp olur.
E: Ne ayıbı olacak aramızda paranın, sana kurban olsun hepsi. Senle Open'i çok rahat yaşatacağım hele bi evlenelim o zaman dediklerimi göreceksin.
Korktuklarım başıma geliyordu aq, bu herif taktı kafaya evlenmeye. Bunlar evlenirse ne yarak yerim ben? Yine sıçışlardayız, kafalarda bir sürü düşünce, kalpte buruk bir sızlama ile odama döndüm. Bu sefer ağlamaya bile tenezzül etmeden direkt uyuya kaldım. -
0
oysa ki bende mutluyum sanmıştım
Saatin yavaş yavaş geç olmaya başlaması ve yarın okul olduğunun gerekçesi ile vedalaşmaya başladık. Bu sefer tereddüt bile etmeden direkt Aysun'a sıkıca sarıldım, o da sıkıca sarıldı. Yine bir süre böyle kaldık, birbirimizden ayrılmak zor geldi. Zor da olsa evlere dağıldık. Eve gidene kadar Aysun ile ilgili hayallerimi düşünüyordum. Yol boyunca yüzümde aptal bir gülümseme vardı, biri görse kafam güzel sancaktı amk o derece sırıtıyorum mal mal. Zor da olsa sonunda apartmanın önüne gelip zile bastım. Bu sefer evde birisi vardı, otomata bastı. Adrenalin ve mutluluk hormonlarının etkisi ile merdivenleri koşa koşa çıktım.
Kata geldiğimde annem kapıyı yarıya kadar açmış bana bakıyordu. Niye koştuğumu sordu, boşvermesini söyledim, içeri girerken durdurdu.
(A: Annem B: Ben)
-
A: Oğlum, misafirimiz geldi. Kibar davran, benim yakın bir arkadaşım ufaklıktan beri. Tamam mı?
B: Tamam anne(yine şu asalak, evde kalmış arkadaşlarından biri falan diye iç geçirdim)
A: Afferin oğlum benim.
-
Ayakkabılarımı çıkartıp direkt odama girdim, üstümü değiştirdim ve ardından lavaboda ellerimi yıkayıp salona doğru yöneldim. Salonda, yemek masasında bir adam oturuyordu. Hatta baş köşede oturuyordu. 35-40 yaşlarında, bakımlı, italyanlara benziyen garip bir adamdı. Beni görünce gülümseyerek "Ooo Open senmişsin demek, bu ne yakışıklılık?" diye yılışık bir tanışma cabası gösterdi.
Ben de annemin konuştuğu lavuk bu heralde diye fazla sıcak davranmadım, mesafemi gösterdim. "Evet, benim." demekle yetindim ve masaya oturdum. Adam hafiften bozulmuştu bu sert tavrıma. Annemse salona geldiğinde odadaki sıcak çatışmayı fark etmemişti. Annem; "Abinle tanıştın mı?" diye sordu. "Yok, tanışmadım." diye cevapladım.
Kaşlarını çatıp "Tanış o zaman çocuğum, ne bekliyorsun?" dedi. Oflaya puflaya kalkıp adamın yanına gittim, sertçe elimi uzatıp. "Ben Open." dedim, adam da elimi sıkarak "Memnun oldum Open, ben de Erhan". dedi. Tehtidkar bir şekilde elimi sıkmıştı, bayağı acıtmıştı ama bozuntuya vermedim. Bu herif ileride benim başımı belaya sokacak gibiydi.
Hep beraber yemeğe oturduk, sabahki benden bir eser yoktu. Yol boyunca salak salak gülümseyen çocuk gitmiş sanki cenazeden çıkan bir çocuk gelmiş gibiydi suratımdaki ifade. Annem neler olduğunu anlamadı, canımın neye sıkkın olduğunu sordu. "Birşey yok, yarın okul var. Pazartesi sendromu heralde." diye geçiştirdim, O Erhan muallaksi de şirin gözükmek için. "Aynen ya, bende de var. Yarın şimdi kim erkenden kalkıp şirkete gidecek, hehe." diye saçma bir espiri yaptı.
Adam konuştukça daha da kinleniyordum, bu geceyi katil olmadan atlatmasam iyiydi. Dünyada son bir adam kalsa da bu adam bizim masanın baş köşesinde oturamazdı. Daha fazla ortam gerilip tatsızlık çıkmasın diye yemeğimi yiyip odama gittim, rahatsız edilmemek için kapımı kitleyip yatağımda telefon ile uğraşmaya başladım. Aysun'dan ve Oğuz'dan birer mesaj vardı, yine her zamanki gibi ilk Aysun'un mesajını açıp okumaya başladım;
"Bu gün için teşekkür ederim Open, iyiki varsın, iyiki seni tanımışım.-gülümseme emojisi-"
Mesajı tekrar tekrar gülümseyerek okudum ve; "Sen de iyiki varsın, ben de iyiki seni tanımışım." diye yanıtladım.
-
Oğuz'un yolladığı mesaja baktım, biz ayrıldıktan sonra bu Kader'i eve bırakmaya gitmiş. Beraber bol bol fotoğraf çekinmişler onları yollamış bana da. pekekent ilk günden sevgili yaptı, şansına sokayım ya. "Hayırlı olsun can yoldaşım" diye yanıtlayıp telefonu şarja bırakıp duşa girdim.
Hızlıca duş aldıktan sonra yatağıma geçip Aysun ile ilgili hayal kurarken uyuya kaldım. -
0
oysa ki bende mutluyum sanmıştım
Hikayeye son hız devam ediyorum
-
Aysun'un neden birden ağlamaya başladığını anlamamıştım. ilk defa böyle bir şey başıma geliyordu, ne desem ne yapsam bilemedim. En iyisi öyle, birbirimize sarılarak beklemekti. On dakika boyunca hiç ayrılmadan sarıldık, on dakika boyunca benim oksijenim onun kokusu oldu. Ayrılmak zor geldi, yeniden sarılmamak için zor frenledim kendimi. Neden ağladığını falan sorduk, çok mutlu olduğunu, o da ilk defa bu kadar güzel sözler duyduğunu anlattı. Mutluydum, bir kızı mutluluktan ağlatmıştım. Biz ortamı romantikleştirmiştik, kendi aramızda sohbet ederken Oğuz ile Kaderin'de el ele tutuştuklarını görüp gülümsedik. O sıralar her şey çok basit geliyordu, belki Oğuz-Kader ilişkisi ciddi olmayacaktı, sonuçta ilk buluşmaydı. Kendisini kaptırmaması için Oğuz'u bir ara uyaracaktım.
Kayalıklarda 45 dakika kadar oturup konuştuktan sonra çarşı meydanına doğru yeniden yürümeye başladık, yol boyunca iki çift olarak aramızda mesafe bıraktık hepimiz rahat konuşabilelim diye. Aysun ile bizi konuşacaktım, heyecandan konuya giremiyordum. En son cesaretimi toplayıp atladım mevzuya.
B: Aysun, şey miyiz biz?
A: Ney miyiz? -o tatlı gülümsemesiyle baktı bana yine-
B: Sevgili tarzı birşey miyiz?
A: Bilmem, öyle miyiz?
B: Ben seni seviyorum.
A: Biliyorum zaten, okulun ilk günü bakışlarından o numara istemelerden falan fark etmiştim de, bu kadar ciddi olduğunu bilmiyordum. iki üç günlük hevestir diye fazla yüz vermedim ilk başlarda, ama cidden sevdiğini fark ettim. Ben de sana karşı boş değildim, hoşlantı kadar basit değil, sevmek kadar ağır da değil benim şu anlık hislerim. Ama bence birbirimize biraz daha zaman verelim, en azından ilişkimiz olursa da ciddi olsun, hep beraber olalım.
-
Aysun'un dediklerini düşündüm, kız haklıydı. iyice emin olmalıydık her şeyden ve birbirimizi daha fazla tanımalıydık. Başımla onayladım, yola devam ettik. Ama ne yalan söyleyeyim, içimde bir huzursuzluk vardı. Sanki onu kazanmadan kaybetmiştim. - daha çok