• 2 / 2 / 376 entry
  • 45 başlık
  • 3 trend
  • 1,728.24 incipuan

"Hayat güzel ama ingiliççe"
önüncü nesil normal
şubat 2015

  • 0
    sevdiğini kaybetmek nedir
    Ben başımı yastığa koyduğumda onun dizlerine koymuş gibi hissetmeye devam ettikçe biliyorum ki azalmayacak içimde ki ateş.
    ···
  • 0
    sevdiğini kaybetmek nedir
    Hani unutulacak bir şey falan değil. Her derdin devası, her yaranın merhemi, her göz yaşının bir çaresi vardır derler ama bunun yok gibi.
    ···
  • 0
    ben alfred
    Oku oku gibmicez
    ···
  • +5 -1
    asansörde osuran kızı dövdüm
    @2.1 ben sıçtığım taku trende soktum amk :D
    ···
  • 0
    10 dakika önce ispanyol sevgilimin attığı mesaj
    Helal edin. Bu reşat da her ülkeden birilerini gibmiş aq
    ···
  • 0
    ben alfred
    Sanırım kablolarda yada bağlantılarda bir sorun vardı çünkü evin bazı yerlerinde olmasına karşın bazı yerlerinde yoktu elektrik. Bir tornavida aldım ve elektrik aksdıbını kontrol etmeye başladım. Birkaç kablo eskimişti, bunlar için yapabileceğim tek şey bir sorun yaratmadan önce onları sökmekti, ki ben de öyle yaptım. Şehre gittiğim zaman yenilerini alıp onarabilirdim. Bazı yerlerde temassızlık olduğundan onları hemen hallettim. Ve artık geceleri odalarım aydınlanacaktı. Hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı, şu an tek istediğim şey bir kahve ve sigara içmekti. Bay Adam ile beraber iken pek fazla içmemiştim sigara. Bir kahve yapıp, sigaramı da alarak balkona çıktım. Yıldızlar yavaş yavaş parlamaya başlıyordu ki, hamakta sallanma fikri hakim oldu zihnime. Kahvemi bitirip bir sigara daha yaktım ve seyre daldım gökyüzünü. Çok geçmeden uyumuştum.
    ···
  • 0
    ben alfred
    Sadece çiçek, meyve yada sebze ile uğraşamazdım çünkü bunlar uğraş gerektiren şeyler değildi. Sularına, gübrelerine, köklerinin hemen yanında büyümeye başlayacak olan zararlı otlara dikkat etmem lazımdı o kadar. En fazla ne kadar zaman alırdı ki bu iş. Başka meşkaleler bulmam lazımdı. Bir köpek alabilirdim kendime arkadaş olarak. Ya da bir tavuk. Ah, evet! Tavuk! Hem besin ihtiyacımın bir kısmını karşılardı, hem de sabahları uyandığımda evimin bahçesinde gezinip dururlar, bana neşe katarlardı. Bunu hemen halletmeliydim. Hem zaten sigaram için tütün de almam gerekiyordu. Bir arabam yoktu, kasabanın az ilerisinde bir yol var. Pek sık araba geçmez ama belirli saatlerde şehire giden otobüsler geçermiş. Benim ihtiyacım olan da buydu zaten. Günün bitmesine az bir zaman kalmıştı. Bugün ne kadar hızlı olsam da ne otobüse yetişebilirdim, ne de akşam tekrar buraya dönebilirdim. Yarın sabah erkenden kalkıp, yola koyulacaktım. Şimdi önemli bir sorunum var, elektrik…
    ···
  • 0
    ben alfred
    Bay Adam ile heykelleri üzerinde muhabbet etmeye başladık tohumlama bittikten sonra. Gerçekten kaybettiği eşini, kendince şekil verdiği cansız tahta parçalarında bulabiliyor muydu? Ya da bu kendisini avutma şekli miydi bilmiyorum. Buna daha sonra kafa yormak üzere zihnime kazıdım.
    ···
  • 0
    ben alfred
    Hemen eline aldı sebzeleri ve ortadan ikiye kesti. Çekirdekli kısımlarını bir kenara ayırdı ve etli kısımlarını beraber yedik. Bu insan bana huzur veriyordu, onunla beraber takılabilirdim. Bilgisi benden oldukça fazlaydı hem, ondan çok şey öğrenecektim. Biber çekirdeklerinin hemen ekilebileceğini ama domateslerin bir süre beklemesi gerektiğini söyledi. Nedenini sorduğumda, domates çekirdeklerinin etrafında sulu bir kaplama vardı. toprağa girdiği zaman bu tohumların çürümesine neden olabilirmiş. Bir bezin içine güzelce serdi tohumları ve bu bezin sulu kısımda ki fazla suyu alacağını söyledi. Birkaç saat sonra güneşin altında koyacakmışız ve iki gün içerisinde ekebiliriz dedi, kabul ettim. Biberlerin tohumlarını ayıkladık beraber ve evime doğru yola koyulduk. Bahçeye girdiğimizde ilk önce toprağa su kanalları açmamız gerekiyormuş. Çapayı aldı eline ve belirli aralıklarda toprağı yarmaya başladı. Yüksekte kalan kısımlara tohumları ekmeye başladı, bense onu izliyor ve yaptıklarını hafızama kazıyordum. Sulama için dereden su getirme fikrimi söyledim ve mümkün olduğunu söyledi ama o zamana kadar evin çeşmesinden sulayacaktım bahçeyi. Bana kendi deneyimlerinden bahsediyordu. Ne fazla su vermeliydim ne de susuz bırakmalıydım bitkileri. Her farklı bitki aslında kendine yeteri miktarda suya ihtiyaç duyarmış.
    ···
  • 0
    ben alfred
    Hemen Bay Adam’ın yanına gittim, kopardığım sebzelerden bir kaçı ile beraber. Bana nasıl tohumlama yapacağımı öğretebilirdi, ki bu teklifi kendisi iletmişti bana zaten.
    ···
  • 0
    ben alfred
    Biraz muhabbet ettik Bay Adam ile. Evimi sevdiğimi, yerleşmemin neredeyse bittiğini anlattım. Bahçe işlerinde bana yardım edebileceğini söyledi, zira ben pek anlamazdım zaten bitki yetiştirmekten. Teklifini kabul ettim ve aslında burada olmamın nedeninden bahsettim. Uzamış çalılardan ve çimlerden kurtulmak istiyorum dediğimde tam da bu iş için bir aleti olduğunu söyledi ve biraz zor da olsa yerinden çıkarıp getirdi. Bu benim tahminimden de büyük bir aletti. Daha ziyade, üzerinde binebileceğim ve çimlerin üzerinde gezebileceğim traktör benzeri bir makine idi. Traktörün yarısı boyutundaydı o kadar. Kendisine teşekkür edip eve doğru yola koyuldum. Ne kadar yavaş gidiyormuş bu alet, yürümek daha çabuk gitmemi sağlardı. Her neyse ki geldim eve. Hemen işe koyulup çalılardan ve çimlerden kurtuldum. Sanki bahçemin alanı genişlemiş gibi görünüyordu. Kesilen otları toparladım ve kalasların kenarında biriktirdim. Bunları kurutup tutuşturma malzemesi olarak kullanabilirdim. Hemen eve gidip, toprağı eşebileceğim aletleri aldım. Birkaç farklı boyutta kürekler ve bir çapa. Daha önce birkaç yerde, toprağı ters yüz edip havalandırmak gerektiğini okumuştum. Böylece hem altı hem üstü güneş ışığından faydalanabilirmiş. Bu iş kolay olmayacak gibiydi zira başladıktan dakikalar sonra yüzümden akan ter, toprağı ıslatmaya başlamıştı bile. Ama biliyor musunuz, ekranda ki aptal sayılara bakarak günümü tamamlamaktansa, bu işi yapmak zevk vermişti bana. Bedensel gücümün farkına varmamı sağlamıştı. Belki de en doğru tanımını yapmak gerekirse, içimde ki o vahşi insanı açığa çıkarmıştı. Aklımda bu düşünceler dolaşırken bahçenin neredeyse tamdıbını bitirdiğimi fark ettim. Henüz çapa yapmadığım yer, domateslerin ve biberlerin ekili olduğu yerdi ki, üzerlerinde ki yenilebilir meyveleri topladıktan sonra onların da köklerini söktüm ki bahçenin o kısmını da çapa yapabileyim. Yarın tekrar tohumlayabilirdim toprağı. Belki yeni meyveler almak uzun sürecekti ama daha kaliteli meyveleri olacaktı. Sonunda işim bitti, toprak artık daha koyu bir renge büründü ve o pis koku kaybolmaya başladı. Sanırım uzayan çalı çırpının kokusuydu rahatsız eden.
    ···
  • 0
    ben alfred
    ama biliyorum ki her evde yaşayan birileri var. Sanırım herkes kendi işinin peşinde, kim meydanda durur ki boş boş. Ah evet! Bay Adam orada, dediğim gibi tamirhane benzeri bir garajı var ve o yine bir şeyler ile uğraşıyor. Seni bunak yaşlı, neden dinlenmeyi tercih etmiyorsun ki…
    ···
  • +1
    ben alfred
    David yemeği bırakıp tekrar yola koyuldu. Ben de sabahtan beri çalışıyor olmanın verdiği açlık hissine daha fazla dayanamadım. Hem işlerim de neredeyse bitmişti. Biraz temizlik yapmam lazımdı o kadar. Hemen balkona koştum, masanın üzerini temizledikten sonra tabak, çatal ve kaşığımı yerleştirdim. Yemek henüz yeni inmişti sanırım ocaktan, çünkü gayet sıcaktı. Sabırsızlanıyordum çünkü enerjimin düştüğünü hissedebiliyordum. Ohh, nihayet sıcak bir şeyler girdi mideme. Tabakamı çıkardım hemen, bir sigara yaktım.
    Bedenimi zehirlemem gerekiyordu artık, beynimin uyuşmaya ihtiyacı vardı. Bu sefer kahve hazırlamadım, nedenini bende bilmiyorum.
    Sigaram bitti, son zamanlarda tek bir sigaranın yetmediği hissine kapılıyorum, bu kadar az miktarda ki zehir bedenime yetersiz kalıyordu. Bu konuyu daha sonra düşünürüm diyerek, arka bahçeye ilerledim. Etraf biraz incin görünüyordu. Çalılar neredeyse insan boyuna ulaşmıştı ve rahatsız edici olmasa da ağır bir koku vardı burada. Önce kalasları bir araya topladım. Düzgünce istifledim birbirine bağladım ki, sonrasında tekrar dağılmasınlar. Aslında bahçeye çiçekler de ekmek istiyordum. Papatyalar, nergisler, menekşeler… Aynı zamanda sebze de yetiştirebilirdim çünkü bahçe bunların hepsine yetecek kadar büyüktü. Ama bu lanet çalılardan kurtulmam gerekiyor ve bende bunlar için bir makine yok. Bay Adam’da vardır eminim. Ama nasıl bulabilirdim ki onu? Kasaba meydanına insem eminim ki birilerine sorabilirdim. Belki de tamirhaneye benzeyen ilk evin kapısını çalardım. Yada meleklere sorardım, çünkü bu kasabada o kadar fazla melek var ki. Bunu düşünürken yola koyuldum, kasaba meydanına gidiyordum. Ortalıkta kimseler yok, sanki terk edilmiş bir yer gibi
    ···
  • +1
    ben alfred
    Günaydın dostlar
    ···
  • +2
    ben alfred
    Mutfağa da tencere, tabak gibi eşyaları yerleştirdim özenle. Her biri kendine ait bir düzen içerisinde dolaplarda ki yerlerini aldı. Ah tanrım, incin görünen şeylere tahammül edemiyorum. Yavaş yavaş akşam oluyor ve karnım tekrar acıkıyor, bunu çıkan seslerden anlayabiliyorum. Oh, sanırım kapı çalıyor. Kim gelmiş olabilir ki? Bay Adam mı? Belki de iri yarı Bay Jacob’dır. Kapıyı açtım ve gelen David. Tanrım! Bu çocuk neden bu kadar sıska ve çelimsiz ki? Elinde ki kapta sanırım benim için yemek var, zamanlaman mükemmel David. içeri gelmesini söyledim ama kabul etmedi, babasının yanında halletmesi gereken işler varmış. Yemek yapma fırsatım olmayacağını düşündüğü için, David’e bana yemek getirmesini söylemiş. Düşünceli bir hareketti bu, bunun karşılığında kendisine nasıl teşekkür edebilirdim acaba?
    ···
  • daha çok