- 1 / 2 / 146 entry
- 1 başlık
- 607.61 incipuan
önüncü nesil normal
haziran 2016
önüncü nesil normal
haziran 2016
-
+1
islamı kuran ile kanıtlamaya çalışma
Atalay, senin bahsettiğin nedensellik ile bizim bahsettiğimiz nedensellik aynı değil. Sen kuantum fiziğini arkana alıp lineer determinizmin yani öngörülebilirliğin çöktüğünü söylüyorsun. Ancak biz de kuantumla birlikte öngörülebilir determinizmin çöktüğünün farkındayız. Arkadaşın bahsettiği nedensellik argümanı literatürde Kelam Kozmolojik Argüman isimli argümana tekabül ediyor. O argüman varlığının başlangıcı olan her şeyin bir nedeni vardır der. Yani her nedenin sonucu bellidir demez. Kuantum boyutundaki parçacıklara gelirsek, onların da nedeni vardır: Enerji. Kuantum boyutundaki tüm parçacıkların hareket nedeni sahip oldukları enerjidir. Eğer enerjileri olmasa hiçbir parçacık hareket edemezdi. Bak dikkat edersen hareketlerinin sonuçlarını sahip oldukları enerji belirler demiyorum. Hareketlerinin nedeni enerjileridir diyorum. Öngörülebilirlik ile bizim bahsettiğimiz nedensellik farklı. Şunu bir anla artık. Her yerde bozuk plak gibi 20. yüzyıl fiziğinde kaldı bu, kuantumla indeterminizm geldi, nedensellik çöktü gibi zırvaları tekrarlamayı bırak. 50. kez söylüyorum. Bahsettiğimiz nedensellik her varlığının başlangıcı olanın bir nedene ihtiyacı olması. Buna parçacıkların belirsiz hareketleri de dahil. Eğer parçacıkların hareketlerinin nedeni yoktur dersen onların enerjilerinin de olmadığını savunmuş olursun. Böyle bir şeyi savunacağını sanmıyorum.
Bir diğer konu: Fideist imanın yararı
Bahsettiğimiz tüm argümanlar çöp olsa bile bu yine de Tanrı'nın olmadığı anldıbına gelmez. Tanrı bilimin konusu değildir ki kesinlikle Tanrı vardır ya da yoktur diyebilelim. Tanrı, felsefenin konusudur. O yüzden ateizm lehine 100 argüman teizm lehine 0 argüman olsa da kesinlikle diye bir şey diyemeyiz. Şimdi daha açıklayıcı olalım.
Sen en başından beri evren indeterminist ve irrasyonel yani hiç de sanıldığı gibi rasyonel bir evrende yaşamıyoruz diyorsun ve bunu savunuyorsun. Ayrıca evrende kötülük olması da cabası. Şimdi konuyu dallara ayıralım:
a) Tanrı vardır ancak kusurludur: Bu durumda Tanrı kusurlu olduğu için hiç de evrenin mükemmel olmasına gerek yok. irrasyonel ve kötülüklerle dolu olabilir çünkü Tanrı kusurludur ve kusursuz bir evren yaratamaz. Bu durumda evrenin irrasyonel yapısı, indeterminist yorumlamaları ve sahip olduğu kötülükten dolayı, Tanrı yoktur sonucuna varamayız çünkü zaten Tanrı kusurluysa bunlar beklenen şeyler olacaktır. Bu durumda evrenin rasyonel olmamasından ve kötülüklerden dolayı Tanrı yoktur sonucuna ulaşmak da saçma
olur. Kusurlu bir Tanrı tasavvurundan ulaşabileceğimiz evrenin de kusurlu olması beklenebilecek bir şeydir ve bu durumda evrenin kusurlu olmasından Tanrı yoktur sonucuna varacak argüman üretmek tamamen mantık hatası olacaktır.
b) Tanrı vardır ve kusursuzdur: Bu durum yani Tanrı varsa kusursuz olacağı durumu, hepimizin kabul ettiği bir şeydir.(Tanrı tanımından dolayı) Tanrı varsa ve kusursuzsa evren nasıl kusurlu olabiliyor diye düşünebilirsin. Tanrı varsa ve kusursuz ise bu onun sınırlandırılamayacağı anldıbına gelir. Akli olarak da irade bakımından da sınırsızdır çünkü kusursuzdur. Tanrı irade bakımından sınırsız olacağından Tanrı olsaydı şöyle olurdu böyle olurdu Tanrı olsaydı evrende şu olurdu bu olmazdı demek tamamen yanlış çıkarımlar çünkü biz sınırlı varlıklar olarak sınırsız varlık ile empati kurmaya çalışıyor ve böylece mantık hatasına düşüyoruz. Ayrıca Tanrı böyle olurdu şöyle yapmalıydı evreni böyle yaratmalıydı diyerek zaten ayrı bir mantık hatasına düşeriz çünkü sınırlı varlıklar olarak Tanrı gibi sınırsız bir varlığa (şöyle yaratmalıydı, böyle yapmalıyı diyerek) sınır koymaya çalışıyor olurduk. O, bizim istediğimiz gibi yapsaydı kendi iradesi olmazdı. Bu durumda da sınırsız yani kusursuz yani Tanrı olmazdı. Bunun dışında bizim aklımız da sınırlıdır. Tanrı ise sınırsız akla sahiptir. Biz onun gibi düşünemeyiz. Biz evrenin irrasyonel bölümünü görüp Tanrı olsaydı böyle yapmazdı diyor olabilir ancak bu da ayrı bir hata. Şöyle bir analoji ile açıklayalım:
Babası oğluna şeker yemesini yasaklar. Çünkü oğlu çok şeker yiyordur ve dişleri çürümeye başlamıştır. Şeker yemesinin yasaklanması oğulun iyiliği içindir ancak babasına kıyasla çok daha düşük bir akli seviyeye sahip oğul şeker yemesi yasaklandığı için şöyle der: Babam gerçekten akıllı bir adam olsaydı şeker gibi lezzetli bir şeyi yememe izin verirdi. Bu yaptığı hiç rasyonel bir davranış değil, aksine çok mantıksız ve saçma. Babam kötü bir adam. Çocuk, babasını bu yaptığından dolayı akılsız, mantıksız, saçmalayan, ve rasyonel olmayan biri olarak görmüştür ancak bu onun akli seviyesinin babasına kıyasla daha düşük olmasından kaynaklanır. Çünkü babası doğru olanı yapmıştır ancak çocuğun gözünden yanlış olanı yapmıştır. Aslına bakılırsa ise babası hiç de irrasyonel, saçmalayan, mantıksız, kötü bir insan değildir. Bu çocuğun bakış hatasının suçudur. Umarım demek istediğimi anlatabilmişimdir.
Bunun dışında evren tamamen indeterminist bir yapıda değil. Eğer öyle olsaydı; bilim bize hiçbir zaman mutlak gerçek sonuç veremezdi. Bu durumda da bilime güvenmemiz saçma olurdu. Çünkü evren tamamen indeterminist olsaydı şimdi yaptığımız deneyin bir sonraki aşamada yanlış çıkıp çıkmayacağını bilemezdik. 1.,2.,3... deneylerde x sonucu çıkıyorsa, 13268416. gözlemde y sonucu çıkabilir. Bu durumda x mutlak gerçektir diyemeyiz hiçbir zaman. Evren tamamen indeterminist olsaydı bilim hiçbir zaman ilerleyemezdi. Aslında evren tamamen determinist olsaydı da farketmez. Felsefede nedensellik eleştirisi ya da tümevarım eleştirisi isimli bir eleştiri bulunmakta. Buna göre bilime çok da güvenmemek gerek. Bir örnek vermek gerekirse, güneş şimdiye kadar hep doğudan doğdu diye bundan sonra da doğudan doğacağına dair bir delilimiz yok. Eğer dersen ki belli bir yörünge var ve dünya kendi etrafında belli bir yönde dönüyor. Bunun bir anda değişmeyeceğine dair delilimiz yok. Eğer dersen ki fizik kanunları var, bu fizik kanunlarının bir anda değişmeyeceğine delilimiz yok. Eğer dersen ki şimdiki gözlemlerimiz ile geleceğe dönük çıkarım yapabiliyoruz bu yüzden dediğin şey asla olmaz. Bu durumda da şimdiki gözlemlerimizin bir anda değişmeyeceğine dair delilimiz yok. -ki sen evren indeterministtir dediğin için o son cümleyi, yani şimdiki gözlemlerden geleceğe yönelik bir belirleme yapabileceğimiz ifadesini zaten demezdin.- Bu tümevarım eleştirisidir. Kökü Gazali'ye dayanır ve David Hume bunu sistemleştirmiştir. Şimdiye kadar da hiçbir bilim insanı, filozof, düşünür bu eleştiriye tatminkar bir cevap erememiştir ve verebileceklerini de sanmıyorum.
Bunun da dışında evren tamamen indeterminist değildir. indeterminizm mikro evrende geçerlidir. Determinizm ise makro evrende ve evren de mikro evrenden ibaret değildir. Öyle olsaydı şuan kuantum ve görelilik kuramlarını birleştirmeye çalışmazlardı. yani determinist kurallar ve indeterminist kuralları. Kaldı ki mikro evren de tamamen indeterminist değildir. Elbette kuantum mekaniğinin dalga fonksiyonun aslında kuantum potansiyeli denen bir alanı temsil ettiğini söyleyen Bohmcu determinist veya dalga fonksiyonun o sistem hakkında bilgi seviyemizi veren bir model olduğunu söyleyen determinizm ile uyumlu yorumları da var.
Pek anladığını sanmıyorum çünkü aşırı subjektif, diğer fikirlere kapalı, dediğim dedik, sabit fikirli ve kendini şartlamış birisin. Ancak umarım anlamışsındır. -
0
islamı kuran ile kanıtlamaya çalışma
Atalay ile defalarca tartıştım. Teizme ilkel diyor ancak ateizmin de teizm kadar köklü olduğunu bilmiyor. Asırlardır var olagelmiş köklü argümanlara eğer teolojik argümanlar ise direkt kafadan saçma diyor. O kadar filozof bu argümanları çok farklı platformlarda defalarca tartışsalar da ona göre hepsi saçma. Teolojik argümanlara gelince onlar eski ve kurumuş argümanlar ve ilkeller. Yine köklü ve çok tartışılmış ateizmin temel argümanı olan kötülük problemine gelince o argüman uzun zamandır tartışıldığı için ona göre çökemez. Kötülük argümanını eleştirirsen ona göre cahilsin çünkü bu çok köklü bir argüman ancak kendisi yine çok köklü olan teolojik argümanları hemen yabana atabiliyor. Dawkins gibi militan ateistler dahi ince ayarı kabul ederken kendisi kişinin kendi fikirlerini de yazısına eklediği ve ince ayarla uzaktan yakından alakası olmayan bir sabiteyi örnek gösteren bir yazıyı örnek göstererek ince ayarın çöktüğünü iddia ediyor. Fizikçiler kepenkleri kapasın dükkanı kapasın boşa uğraşıyorlar. Evrendeki hassas ayarlardan bahseden fizikçilerin büyük çoğunluğunun agnostik ve ateist olması da ironik. Ancak boşa uğraşıyorlar. Karşılarında 2 bilim makalesi okumuş atalay var. işleri zor. (vay amk ehusahguısah) Ayrıca yüzden fazla kaynaklı ince ayar makalesinin sonunda kaynaklar varken ve tek bir tane Müslüman ismi geçmezken dark matter, dark enegy kelimelerini görüp ''bu makaleyi müslümanlar hazırladı herhalde xd'' diyebilecek kadar cahil. Makale de arxiv'dendi. Martin Rees gibi efsane fizikçilerin yazdığı bir makaleydi. Onun attığı ise kişinin kendi düşüncelerini yazısına eklediği ve ince ayarla alaksı olmayan sırf karalama amaçlı pek kaynağı olmayan zayıf bir makaleydi ancak yüzden fazla kaynaklı ve önemli fizikçilerin arxiv makalesindense o zayıf yazı ona daha ilgi çekici gelmişti çünkü işine gelen oydu. Ayrıca öngörülemezlik ile indeterminizmi aynı şey sanan birisi muhtemelen. Ontolojik argüman doğruysa peri de vardır len aq deme potansiyeli dahi var. Sürekli bir bilen safsatasına düşüyor. Hayır, Dünyadaki gelmiş geçmiş tüm bilim adamları ateist olsa ne olur olmasa ne olur. X alanında başarılı olmak her konuda doğru seçim yapmak anldıbına mı gelir. Örneğin; Hawking ve Paul Davies tam felsefe çomarlarıdır. Ancak bilimde dahilerdir. Uluslararası alanda makaleleri yayınlanmış ODTÜ Fizik 2.si Felsefe 1.si Koç Üniversitesi'nde 6 sene doktora yapmış. Matematik ve fizik bilgisinden dolayı dahiler okuluna alınmış Enis Doko'yu küçümseyen ancak onun tırnağı dahi olamayacak, birkaç makale okuyup profesör kesilmiş, muhtemelen hiçbir akademik başarısı olmayan, tartıştığı kişileri küçük görmekten başka bir gib bilmeyen, yazılarının yarısından çoğu karşısındakini küçük görücü tarza ve küfürlerle dolu olan, cehaletini küfür ve baskıyla örtmeye çalışan, Türkiye'de ateizmin gelişmemesinin ana sebebi olan insanlardan birisidir kendisi. Şu bir gerçek ki bilgeler, cahillere asla laf anlatamaz. Gazali; cahillerle tartışmayın çünkü ben hiç kazanamadım der. Şafi; 1 delille 40 alimi yendim, 40 delille bir cahili yenemedim der. Yani bir cahile istediğin kadar laf anlatmaya çalış, o yine bildiği yoldan gidecek seni dinlemeyecek ve asıl cahilin karşısındaki olduğunu düşünecektir. O yüzden bu sözlükten yahut ekşi sözlükten yahut uludağ sözlükten daha açıklayıcı olacak şekilde Türkiye'deki herhangi bir sözlükten insanlara laf anlatmaya çalışmak büyük yanlış. Çünkü bu sözlükler ve forumlar laftan anlamayan, cehalete dalmış olup kendini bilgili sanan, egoist insanlarla dolu. Ve şu saniyeden itibaren karar kıldım ki Türkiye'de herhangi bir sözlük veyahut forumda herhangi bir konuda herhangi biriyle tartışmayacağım. Çünkü yarar sağlamayacak bir işin peşinden gitmek beyhude bir çabadır. Böyle egoist, laftan anlamaz, kendini bilgili sanan cahiller ile uğraşmaktan da daha yararsız bir iş yoktur. Vallahi bu ülke eğitilmezdir. -
0
kitap önerisi yapın
Panpa. Bak o kadar kitap önerisi olmuş. Benimkini muhtemelen pek sallamayacaksın ama ciddi söylüyorum, ara verip tekrar okumaya başlayanlar için efsane bir kitap. Bulabilirsen Aziz Yardımlı'nın çevirisinden al. O daha sade ve güzel çeviriyor. -
+5
kitap önerisi yapın
Immanuel Kant- Saf Aklın Eleştirisi oku dostum. Emin ol sana çok şey katacaktır. Ben de uzun süre kitap okumaya ara vermiştim. Sonra bu kitapla yine başladım. Gayet memnunum. Hem ağır değil de. Eğlenceli ve kolay anlaşılabilir bir kitap. -
+1
beyler ateist oldum galiba
Dostum bir Müslüman olarak söylüyorum. Felsefi olarak en güçlü ve değerli 2 görüş vardır.
1) Teizm
2) Ateizm
Deizmi falan boşver. Hatta şöyle bir akıl yürütme yapalım:
(1) Deizmde Tanrı insanı ve evreni yarattı.
(2) Tanrı insana akıl verdi.
(3) Akıl Tanrı'yı sorguladı.
(4) Tanrı sorgulanacağını biliyordu.
(5) Tanrı sorgulanmak istedi.
(6) insan (bir vasayım olarak) Tanrı'yı buldu.
(7) Ancak Tanrı sorgulanmak istemesine rağmen bunun hiçbir amacı yoktu çünkü deizmde Tanrı evreni yaratmış ve öylece bırakmıştır.
(8) O halde Tanrı amaçsızdır.
(9) Amaçsızlık Tanrı için bir kusurdur.
(10) Deizm Tanrı'sı kusurludur.
Sonuç: Deizm Tanrısı yoktur.
Panteizm ve panenteizm zaten evrenin başlangıcı olduğunun anlaşılması ve entropi yasasıyla birlikte çürümüştür.
Agnostisizm ise 3. bir seçenek değil sadece bir kararsızlık halidir ve doğru olamaz. Tanrı ya vardır, ya yoktur. Bunu bilmememiz hiçbir şeyi değiştirmez.
Örnek: Ben amazon ormanında çam ağacı yetişip yetişmediğini bilmiyorum. Ancak 2 şık vardır.
A) Çam ağacı yetişiyordur.
B) Çam ağacı yetişmiyordur.
Politeizme gelirsek; Politeizm, Occamlı'nın usturası yöntemiyle monoteizme indirgenir.
Yani geriye sadece teizm(monoteizm) ve ateizm kalmıştır. O halde yapılması gereken argümanları karşılaştırmaktır. Ateizm güçlü olarak 1 argümana sahipken teizm güçlü olarak 5 argümana sahiptir. Tabi çokluk gücün boyutunu ifade etmese de benim nazarımda teizm daha mantıklıdır. Tabi herkesin bakış açısı aynı olamaz. Eğer öyle olsaydı herkes aynı düşüncede olurdu. -
0
sabah sabah dinden çıkıyoruz
Evrende bu kadar fazla boşluk olması ve evrenin büyüklüğü karşısında Dünya’nın bir toz zerresi kadar olması bazı kesimler tarafından dünyanın evren karşısındaki önemsizliğinin delili olmuştur. Ancak son yıllarda yapılan gözlem ve deneylerin sonucunda Dünya’da yaşamın oluşabilmesi için evrenin bu büyüklüğüne ve bu kadar fazla boşluğa sahip olmasının gerekliliği anlaşılmıştır. Şayet evren bu kadar boşluğa ve büyüklüğe sahip olmasaydı daha sıcak olurdu ve ısı yeterince yayılamadığından dünyada yaşam oluşamazdı. Dünya’nın Güneş sistemindeki konumu da yaşamın oluşabilmesi için son derece hassas ayarlanmıştır. Şayet Dünyamız Güneş sisteminde üçüncü değil de ikinci ya da dördüncü sırada olmuş olsaydı içinde yaşamı ve canlılığı barındıracak özel -liğe sahip olamazdı. Yine Dünya’nın uzay içindeki konumu da oldukça anlamlıdır. Örneğin Astronomi profesörü Guillermo Gonzalez ile teolog ve filozof olan Jay W. Richards’a göre Dünya’nın Samanyolu galaksisi içindeki oldukça kenarda bulunan yeri insanoğlunun evreni keşfetmesi için çok ideal bir konumda olduğunu yani bu konumun tesadüfler sonucu değil özenle seçildiğini göstermektedir. Buna göre şayet Dünya galaksinin merkezinde olsaydı dış galaksilerin gözlemlenmesi mümkün olmayacaktı.(1)
Dünya’nın etrafındaki gezegenlerin varlığı da yaşam için son derece gereklidir. Örneğin Jüpiter gezegeninin varlığı dünyanın yörüngesinin istikrarını sağlamakta, dünyanın dengesini ve güneşe
olan mesafesini korumakta ve ayrıca dünyayı meteor ve kuyruk-lu yıldız çarpmalarına karşı en az bin defa fazla hedef olmaktan koruyarak adeta bir kalkan vazifesi görmektedir. Dünya, atmos -feriyle, ısısıyla, konumuyla, kütlesi ve manyetik alanıyla ve daha pek çok özelliği ile adeta yaşam için donatılmıştır.
Astronomi profesörü Guillermo Gonzalez ile teolog ve filozof olan Jay W. Richards tarafından yazılan The Privileged Planet (imtiyazlı Gezegen) isimli eserde içinde yaşamın oluşabile ceği mükemmellikteki bir Dünya’nın var olabilmesi için gerekli şartlara dikkat çekilmekte ve Dünyamızın sahip olduğu bu şart ların tesadüflere meydan bırakmayacak yönüne vurgu yapılmak-tadır. Söz konusu eserde bu konuda öne çıkan bazı hassas ayarların şu şekilde özetlenmeleri mümkündür: (2)
Guillermo Gonzalez’in de dikkat çektiği gibi esasen içinde bulunduğumuz dünyada kâğıt kadar ince bir yeryüzü kabuğunun üzerinde yaşıyoruz… Eğer bu kabuk belirgin olarak daha
kalın olsaydı, yerkabuğunun yapı hareketlerini incelemek mümkün olmayacaktı . Yeryüzü kabuğunun kalınlığı 4 mil ile 30 mil arasında değişmektedir. Bu kabuk bir düzineden fazla teknotik lehvanın sürekli hareketine sahne olmaktadır. Bu dinamik jeolo -ji gezegenin iç ısısını düzenlemekte, karbonu yeniden işlemekte ve kimyasal elementleri harmanlayarak tüm canlı organizmalar için gerekli olan maddeleri hazırlamakta ve en nihayetinde kıtalara şekil vermektedir. Yeryüzünün derinliklerinde sıvı demirin hareketi kompleks yaşamın oluşması için zorunlu olan koruyucu manyetik alanı üretmektedir. Eğer dünyamız daha küçük olsaydı bunun sonucunda manyetik alanı da küçük olacaktı, böylece yıldızımız rüzgârları atmosferimizi yok edecekti. California Teknoloji Enstitüsü fizikçilerinden Bijan Nemati ise içinde yaşamın var olabilmesi için atmosferimizin oksijene duyduğu ihtiyacı şu şekilde ifade etmektedir: Oksijenli bir atmosfere ihtiyacımız var. Yeryüzünün sahip olduğu oksijen/nitrojen içerikli atmosfer kompleks yaşam için gereklidir. Uzaydan gözlendiği
gibi yeryüzünün atmosferini ince mavi bir ışık şeridi sarmaktadır. % 78 Nitrojen, % 21 Oksijen, % 1 CO2 ve diğer gazlar. Gezegenin çapının % 1 den bile daha küçük bir kısmı ölçüldüğünde atmosferin nitrojen, oksijen ve karbondiosit karışımından oluştu -ğu görülür. Bunun sonucunda atmosferimiz ılımlı bir iklim, güneşin radyasyonundan korunma, sıvı su için gerekli olan doğru
gaz karışımını ve kompleks yaşamı sağlamaktadır.
NASA’da (3) çalışan bilim adamı fizikçi Kevin Grazier, Dünyamızın uydusu olan Ay’ın sahip olduğu büyüklüğün Dünya’daki yaşamın varlığı için önemine dikkat çekmektedir: Dünya kadar büyük bir gezegen için, ayımız gerçekten büyüktür. Bu durum şunu göstermektedir: Eğer ayımız olmasaydı biz de var olmayacaktık. Dünyanın dörtte biri büyüklüğe sahip olan ay, bu güçlü çekim etkisi özelliği ile yeryüzünün dönüş eksenini yaklaşık olarak 23,5 derecede sabitler. Bu da göreceli olarak ılıman mevsim -sel değişiklikleri sağlar. Yani tüm güneş sistemindeki tek kompleks yaşam alanının oluşması için gerekli olan yumuşak iklimi meydana getirir. Yeryüzünün atmosferine olan ilgimiz belirgin bir şekilde son 40 yıldır artmaktadır, keşif uzay araçları güneş sistemimizin derinliklerine inip araştırmalar yapmaktadır. Bu görevlerin doğruladığı üzere, güneş sistemi ailesine ait 70’ten fazla gezegen ve uy -dunun içerisinde, yeryüzü kalın bir gaz kubbesi ile çevrelenmiş 7
kütleden biridir. Bu yedinin içerisinde sadece dünyanınki kompleks hayatı destekleyecek şekildedir ve sadece dünyanın atmosferi saydam bir yapıya sahiptir. Guillermo Gonzalez’e göre: Bu öyle bir atmosfer ki içeriğinin büyük kısmını oksijen ve nitrojen ve çok az miktarda karbon ve diğer karbon birleşiklerinden ya da atomlarından atmosfere saydamlık özelliğini veren gazlardan oluşmaktadır. Eğer atmos-ferimizde daha çok karbon miktarı olsaydı ince bir sis tabakamız
olacaktı. Atmosferimizde organik sisler oluşacaktı. Örneğin büyük bir uydu olan titanda olduğu gibi . Satürn’nün en büyük uydusunu sıkıca sarmış olan gaz tabakası, tıpkı Neptün, Uranüs,
Satürn, Jüpiter ve pek tabiî ki Venüs’ün sera etkisinde kaynayan atmosferlerini andırmaktadır. Bu yaban diyarların hiçbirisi yıldız -ları bilmez ve hatta güneşin açık temiz bir görüntüsünü gözlemleme imkânı vermez.(4)
Jay Richards ise bu noktada dikkat çekici bir yaklaşımda bu lunmaktadır. "Şimdi birdenbire titana, Venüs’e ya da gaz devi olan diğer gezegenlerden herhangi bi risine nakledilseniz, Güneş’in net bir görüntüsünü almak umurunuzda olmayabilir çünkü hâlihazırda ölü olursunuz. Fakat işte burası tam da önemli noktadır. Eğer biz doğru isek, hem yaşanabilirlik hem de bilimsel keşif aynı yerde
görülüyorsa, elde edeceğiniz sonuç bizim yeryüzünde elde ettiğimiz sonuç olacaktır. Yani bizim gibi kompleks bir yaşamı destekle -yen ve çevremizdeki evreni keşfetmemizi sağlayan bir atmosfer". (5)
a - Evrendeki Konumumuz Önemli mi ?
Guillermo Gonzales ve Jay W.Richatds ( 6) tarafından yazılan The Privileged Planet adlı kitap.Bu konuya çok ilginç bir açıdan bakmamızı sağlıyor .Yazarlar dünyanın yerinin bilimsel faaliyetler için fevkalade elverişli olduğunu keşfettiler, Onların tezine göre ,Dünya , evrenin mümkün olabilecek bütün mekanları içinde yaşanabilirliğin Sağlanacağı çok küçük bir alanda bulunmakla kalmıyor aynı zamanda , kozmolojiden ve galaktik astronomiden yıldız astrofiziğine ve jeofizine kadar şaşırtıcı derecede müstesna bir ölçüm çeşitliliğini yapmaya da en uygun (7)konumda bulunuyor
Örneğin yıldız ışıklarının fazlalığından dolayı uzayın derinliklerini göremediğimiz bir yerde bulunabilirdik , Galaksimizin ve dünyamızın konumu tam da bugün ki gibi olmasaydı , önemli bilimsel araştırmaları ve gözlemlerimizi asla yapamayacaktık .
b - Bizim gibi yaşam formlarının olma olasılığı nedir ? yalnız mıyız ?
Hugh Ross kabaca fakat ihtiyatlı bir hesaplamayla evrende bizimki gibi ( insan benzeri ) gezegenin varolma şansının yaklaşık 10^30 da bir olduğunu bulmuştur .(8)
Şu anki bilimsel teknoloji ile bunu biliyoruz ancak yine de andromedadan buraya doğru bakan bizim geçmişimizi görüp acaba orda da birileri var mı diye kendine soran bilinçli varlıklar olabilir.
c-Boyut önemli mi ?
Şuan bu satırları okuduğunuz odanın ya da mekanı içindeki herşey ile aniden mikro saniyeler içinde %100 küçültsek kim için ne fark eder aynısını dünya hatta samanyolu gakaxisi için yapalım fark nedir ? boyuta bu kadar fazla takılmak akılsızlık olmaz mı ?
d - Bunlar neyi gösterir ?
Matematikçi Roger Penrose evrende yaşamın tesadüf oluşma olasılığını 10^10^123 (123 tane sıfırlı rakamda bir) olarak hesaplamıştır. Dünyadaki her atomun üzerine bir sıfır koyabilseydik bile bu yine bu rakamı yazmaya yeterli olmazdı. Artık gerisini siz düşünün.
Allah evreni bizim onun varlığını anlayabilmemiz için bu kadar büyük yaratmıştır. Eğer evren sadece dünyadan ibaret olsaydı dünyanın tesadüf oluşmuş olması gayet normal karşılanırdı ve elimizde Allahın varlığına dair delil olamazdı. Zaten bu yüzden birçok ayette kainatın yaratılışında insanlar için deliller vardır diye vurgu yapılmıştır.
Kainatın büyüklüğü karşında insanın acizliği küçüklüğü o kadr öne çıkyor ki biz uzaydda dolanan bir kürenin etrafında birbirinin hayatını zehir etmeyi gaye edinmiş düşünebilen canlılarız . -
+2
telefonunu istedim vermeyince olanlar oldu
Mustafa. Aşkının ızdırabını gibeyim Mustafa. Biz yokluktayız sen karı beğenmiyon amk -
0
beyler din ve felsefe
Caner Taslaman'ın Allah Felsefe ve Bilim kitabı var, Emre Dorman'ın insanlar Uyurlar Ölünce Uyanırlar kitabı var Ayrı olarak Zaten ilk tavsiyem Kuran-ı Kerim'dir. Gazali'nin kitaplarını da öneririm ayrıca Hay Bin Yakzan kitabı da güzeldir. Sadece felsefe konusunda ise Ahmet Cevizci-Felsefeye Giriş kitabı var Ayrıca adını unuttuğum 2 yazarın Felsefenin Kısa Tarihi ve Sophia'nın Dünyası kitapları da bana çok önerilen ve listeme eklediğim kitaplardan. -
0
allahın varlığının en büyük kanıtını gösteriyorum
Enerji Kuantum kurdıbına göre her zaman var olmak zorunda değildir.
Enerji Zamansız değildir çünkü o da zamandan etkilenir. Örneğin entropiye göre Enerji daha kullanılamaz hale gelir, Enerji miktarı değişmemesine rağmen verimliliği azalmaya başlar bu da enerjinin zamana bağlı olarak değiştiğini gösterir , ayrıca enerji zaten dönüşüm de geçirir t anında Kinetik enerjiyi betimlerken 2t anında potansiyel enerjiyi betimleyebilir. Bunun için zamanla birlikte enerjinin biçimi de değişir.
Ayrıca enerji zamansızsa o zaman zamana göre etkilenmemek demektir bu. Bu da onun zaman içinde maddeye falan dönüşmesiyle çelişir. -
0
allahın varlığının en büyük kanıtını gösteriyorum
Dostum. O kuantum dalgalanması dedikleri şey kuantum vakumu diye de geçer. Lewrance Krauss Hiç Yoktan Evren kitabında bu kuantum dalgalanmalarının dolayısıyla kuantum vakumunun evreni hiç yoktan kendiliğinden oluşturduğunu varsayar. Ama kişi ne kadar subjektif olursa olsun unutulmaması gereken şey burada kuantum vakumunun bir enerjisi olmasıdır. Kuantum vakumunun gözlemlenebilir dalgalanmaları, gözlemlenebilir enerjisi vardır. Alexander Vilenkin de bu konuda Krauss'u eleştirir. Oysa felsefi anlamda hiçlik Aristo'ya göre ''kayaların düşündüğü şeydir.'' Bilimsel manada ise hiçlik bir şeyin potansiyele bile sahip olmadığı durumdur. Oysa kuantum vakumu ne potansiyele sahip değildir ne de kayaların düşündüğü şeydir. Bu enerjiye yokluk demek buz eriyip suya dönüşünce bu su yoktan var oldu demekle aynıdır.
Enerji'nin her zaman olduğunu kabul etmek de doğru olmaz. Çünkü bu enerji neden o kadar zamandır dönüşüm için bekledi gibi sorular ortaya çıkar. Sonuç olarak sonsuzdan beri var olan enerjiyi ne tetikledi de maddeye dönüştü gibi bir soru çıkar ortaya ve dolayısıyla yine bir nedeni olur.
Ve hala da neden bu enerji var, neden hiç bir şey yerine bir şeyler var gibi sorular varlığını devam ettirir. -
0
müslümanlara yapılan saygısızlık
Attığın makalede bizim bahsettiğmiz türden bir sabite yoktu. Bizim bahsettiğimiz türden sabiteler attığım arxivde vardı. Ayrıca benim dediğim sabiteler hiç değişmedi ve ahla da öyle evrenin hızı konusunda Hawking'de neden bu hızda olduğunu bilmiyoruz demişti ama sabit olduğunu söylemişti. Sabitelerin değişime uğraması demek fizik yasaları da değişecektir anldıbına gelmez, attığın linkteki deneyde elektromanyetik kuvvetin gücünün değişmesinden bahsediyor fakat bu her yılda 2 × 10^-17 kadardır. Eğer evrenin başlangıcına kadar gidersek bu sabite hala az bir değişime uğramış olacaktır ve hala elektron ve proton arasında elektromanyetik bir kuvvet var olacaktır.
Ayrıca yazıdaki bilimsellik deney ile ilgilidir, keşfin başlangıcı olduğunu söylemesi kişinin şahsi görüşüdür zira bizim bahsettiğimiz ayarlarda bir değişiklik saptanmamıştır:
https://arxiv.org/pdf/astro-ph/0511774v3.pdf
Sen 20 postta da sistematik görmüşsün ama postlarda gerek kelam 1. öncüle gerek ince ayara gerek mühendis örneğine gerek akıllı-kusursuz tasarım örneğine gerek determinizm ve nedensellik ayrımına girdim nedensellik-belirsizlik çelişkisi olmadığına girdim kaynaklı bilim adamları sözlerine girdim ama sen sadece onu görmek istemişsin canın sağolsun ama sen entropi sırf düzensizliği arttırıyor diye neredeyse evrensel düzensizlik ve sistematik düzensizilik aynı şey diyecektin. Entropinin büyük bir düzen olduğunu düşünen bazı bilim adamlarından örnek vermek gerekirse:
Nobel ödüllü ünlü Alman fizikçi Max Planck: “Özetlemek gerekirse, pozitif bilimler tarafından doğanın dev yapısı hakkında bize öğretilen her şey, kesin bir düzenin hüküm sürdüğünü göstermektedir; bu, insan zihninden bağımsız bir düzendir. Algılarımızla tanımlayabildiğimiz kadarıyla, bu düzen ancak amaçlı bir düzenleme sayesinde ortaya çıkmış olabilir. Dolayısıyla evrenin bilinçli bir düzene sahip olduğuna dair açık kanıt vardır.” (Max Planck'ın Mayıs 937 tarihli tebliğinden; A. Barth, The Creation, 1968, s. 144.)
Ünlü ingiliz fizikçi Paul Davies: “Evrende nereye bakarsak bakalım, en uzaktaki galaksilerden atomun derinliklerine kadar, bir düzenle karşılaşırız... Bu düzenli, özel evrenin merkezinde "bilgi" kavramı yatmaktadır. Yüksek derecede özelleşmiş olan ve organize edilmiş bir düzenleme sergileyen bir sistem, tarif edilebilmek için çok yoğun bir bilgi gerektirir. Ya da bir başka deyişle bu sistem yoğun bir "bilgi" içermektedir... Bu durumda çok merak uyandırıcı bir soru ile karşı karşıya geliriz. Eğer bilgi ve düzen, sürekli olarak yok olmaya yönelik doğal bir eğilime sahiplerse, Dünya'yı çok özel bir yer kılan bütün o bilgi ilk başta nereden gelmiştir? Evren, zembereği yavaş yavaş boşalan bir saate benzemektedir. Öyleyse ilk başta nasıl kurulmuştur?” (Paul Davies, "Chance or Choice: Is the Universe an Accident?", New Scientist, vol. 80, 1978, s. 506.)
Albert Einstein: “Açıkçası, a priori (önkabul) olarak, Dünya'nın, ancak bizim onu düzenleyici aklımızla düzenlediğimiz takdirde kanunlu (düzenli) hale gelebileceğini beklememiz gerekir. Bu, bir lisandaki kelimelerin alfabetik dizilimi gibi bir düzen olacaktır... Ama maddesel Dünya'da, a priori olarak beklemememiz gereken çok yüksek seviyede bir düzen vardır. Bu bir "mucize"dir ve bilgimizin gelişmesine paralel olarak daha da güçlenmektedir.” (Albert Einstein, Lettres á Maurice Solovine, 1956, ss. 114-115.)
Ayrıca sicimin de boyutları var sen parçacıklar boyut dışına çıkar dersen sicimin boyutlarına gider demek olur bu yine sonuç olarak bazı boyutlarda sınırlı olurlar. Zaten hiç bir boyuta sahip olmayan hiç bir şey yoktur.
Özetleyecek olursak:
Dediğin linkin bunu destekler tarafı yok , burada saman adam safsatası yapıyorsun, fakat hassas ayarlardan bahsettiğimizdeki o sabitelerin değiştiği yönünde bir delil yok. Yani senin dediğin ince ayar olarak kullanılmıyor zaten. Değişken bir yasanın fizik sabitlerinin ince ayarı olarak kullanılması doğru olmaz. illa öyle bakacaksan bu sabite her yıl aynı oranda artıyor ve evrenin başına gitsek pek bir farklılık olmayacak. Ama bizim ince ayar sabiteleri dediğimiz şeyler değişimi durumunda evrensel olarak büyük etkiye neden olabilecek şeyler. Bunlar bilgisayar simulatörleri ve denklemlerle kanıtlı attığım linkte parametrelerden bahsediyor zaten. Örneğin evrenin genişleme hızı farklı olsaydı çökeceği hesaplanabiliyor. (Evren yeniden çökmenin olduğu modelleri sonsuza dek genişlemedeye devam eden modellerden ayıran hemen hemen kritik genişleme hızında yolculuğa neden başldaı ve on milyar yıl sonra şimdi bile neden bu kritik hızda genişliyor? Büyük Patlamadan bir saniye sonraki genişleme hızı yüzbin milyon milyonda birlik oranda daha az olsaydı evren bugünkü boyutlarına hiç ulaşamadan tekrar çökmüş olurdu. Stephen Hawking Zamanın Kısa Tarihi 25. Baskı sayfa 155)
Yazılım sadece bir analojidir, bir analojiyi benzerlikler yönünden ortaya koyarız. Nitekim bir yazılımcı bile belirli nesnelere farklı komutlar biçebilir, örneğin hesaplama işleminde if i>5 deyip 3i+5 işlemini yaptırıp if i küçüktür 5 deyip 2i işlemini kodlayabilşr ve böylece 5ten büyük ve 5ten küçük sayıları farklı işlemlere, bu analojiden hareketle küçük parçacıkları kuantum dünyasını farklı davranışlara tabi tutabilir.
Ayrıca sicim teorisi şu an spekülatiftir hiçbir deneysel gözlemsel kanıtı yoktur bile, bunun için buradan delil vermenin hiçbir anlamı olmayacaktır.
Biz kuarkları ve etkileşimlerini de kuvvetlerle açıklarız kuantum kromodinamiği gibi şeyler boş boş durmuyor , hepsi kuvvetlere bağlılardır onlardan etkilenirler. Ayrıca madde antimadde simetrisi problemini yazmak için yazmışsın konuyla alakası yok, atomaltı fizikteki o bahsettiğin sanal parçacıkların istediği gibi hareket edebildiğini söylemek zordur ki bu boşlukların ateizmi olur ancak, biz bilimde bu atomaltı dalgalanmaların nedenini göremiyoruz diye yok anldıbına gelmez bu. Üstelik bahsettiği atomaltı dünyada yine o parçacıkların enerjisi vardır, enerjisiz bir parçacığın öyle istediği gibi hareket edebilen parçacıklar olmayacağını biliyoruz, demek ki bunların hareketleri de sahip oldukları enerjiyle kısıtlanmış veya kuvvet alanının etkisindeler
Şu da kapsamlı ince ayar makalesi bizim bahsettiğimiz ince ayar ve sabite anlayışına sahip olan parametrelerle ilgili:
https://arxiv.org/abs/1112.4647
iyi akşamlar - daha çok