• 1 / 2 / 66 entry
  • 2 başlık
  • 1 trend
  • 246.61 incipuan

oybirinci nesil normal
aralık 2016

  • 0
    eve gelen misafirle yakınlaştım
    Vay be sardi
    ···
  • 0
    eve gelen misafirle yakınlaştım
    Gibiş iyidir
    ···
  • 0
    paraya ihtiyacı olan panpalarım gelin hele
    Abone oldum bin
    ···
  • 0
    darüşşafaka da tanıştığım kız
    Sonunu uzataydın bari pnp
    ···
  • 0
    murat güloğlu kovuldu
    Vay huur evladları
    ···
  • 0
    yumşacık teyzem çakmamı istedi
    Rez tutar bu
    ···
  • 0
    bir çanakkale şehidinin son mektubu
    Valideciğim,

    Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!
    Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki, armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu, bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.

    Gözlerimi biraz sağa çevirdim, güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları, kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim, cığıl cığıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu… Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedası ile beni teşhir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini, ince gagalarını açarak göstermek istiyordu.

    işte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri:
    -Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.
    -Pekala, dedim. Aldım baktım, sütlü çay…
    -Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.
    -Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?
    -Evet, dedim. Evet ne kadar güzel.
    -işte onun çobanından 10 paraya aldım.

    Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim.

    Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdiği para ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Şevket neden içmiyor?

    Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: “Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi.”

    Şevket merak etmesin, o görür, belki de daha güzellerini görür.

    Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi de senin sayende görecektir.
    O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.

    Ey Allah’ım, bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu.
    Herkes, her şey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm.

    Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum.
    Ellerimi kaldırdım, gözlerimi yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim :
    -Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halkı! Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, seni takdis eden ve seni ulu tanıyan Türklere mahsustur.

    “Ey benim Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i celalini ingilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle, ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!”

    Diyerek bir dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes’ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.

    Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. inşallah düşman asker çıkarır da, bizi de zütürürler, bir düğün yaparız, olmaz mı?

    Kadir’e mektup yazdım.

    Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat’iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin.

    Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim., bu dünya böyledir.

    Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister.

    Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun.

    Oğlun
    Hasan Etem
    4 Nisan 1331
    (17 Nisan 1915) 

    http://c12.incisozluk.com...11502/4/1666434_o7aad.jpg
    ···
  • +1
    aşk nedir beyler anlatıyorum gelin
    edit: beyler pp ne alaka falan demeyin bulamadım koyacak bişey

    Aşk ‘diye başlık attım çünkü kimse aşkın ne olduğunu bilmiyor. Bitiriyor bizi aşk, anlamıyorlar yada anlamak istemiyorlar. Neden insan kendine böyle kötü davranıyor? Neden bu kadar acı çekmeyi seviyoruz? Bilmiyorum ama neden derken bile içim acıyor. Aslında canımızı acıtan acı değil, bizim düşünemiyor olmamız. Neden bu kadar yalnız kalmayı tercih ediyoruz, hiç sorduk mu kendimize? Ölüyoruz, bitiyoruz. Neden bunu kendimize yapıyoruz bilmiyorum? Her şeyi biz istiyoruz herkes her şeyi birinin üstüne atıp kurtuluyor. Peki ya kurtulamayanlar ne olacak? işte asıl soru bu. Neden bir insan intihar eder yada etmeye kalkar, neden? Çünkü bunu bize, yine biz yapıyoruz, kırıyoruz, döküyoruz, hiç düşünmeden aklımıza gelen her şeyi söylüyoruz. Bıkmadık mı insanları üzmekten, onları her seferinde hayal kırıklığına uğratmaktan. Ben çok yoruldum ama kimse anlamıyor, kimse dinlemiyor, kimse görmüyor. Tam “kalktım bu sefer kimse yıkamaz,” diyorsun, dediğin an hayat yapışıyor boynuna, nereyee diye tam kırıldığımız yerden bi daha kırıyor, ama öyle böyle değil. Haa bu sefer en başa dönmekle kalmıyorsun, bir daha kalkmaya cesaretedecek halin bile kalmıyor.

    Bir yerde okumuştum sirklerde filleri küçükken ayaklarında bir kazığa bağlıyorlarmış. Filler ne kadar kaçmak isteseler de kaçamıyorlarmış. Bu yüzden fil artık kaçmaya çalışmamış, tabi seneler geçer, fil büyür artık o kazığın üç katı fazla güçlü olur ama hiç kaçmazmış, çünkü artık umudunu kaybetmiş ve vazgeçmiştir.

    Burda anlatmak istediğim hiç kimsenin ama hiç kimsenin umudunuzu kaybettirmesine izin vermeyin. Bu hayatta bir tek cesaret taklit edilemez. Bu yüzden hiç kimsenin mutluluğu için kendi mutluluğunuzu ertelemeyin.
    ···
  • 0
    sevgilim den şok durum
    Yaz pnp yazz
    ···
  • 0
    sevgilim den şok durum
    Yaz olanları
    ···
  • 0
    sevgilim den şok durum
    rez tutar rez
    ···
  • 0
    ölmek üzere olan sözlüğün geride bıraktıkları
    Dıbını
    ···
  • 0
    aile dostumuzun kızıyla yaşadıklarım
    Tutar ula rez
    ···
  • 0
    evde vücutmu yapmak istiyorsunuz
    O aletlere para verceģime 3 ay 220 tl verip daha profesyonel aletlerle yaparım daha iyi
    ···
  • 0
    whatsapp sübliminal mesajı
    Olum abartma la
    ···
  • daha çok