1. 1.
    0
    her şey o ikindi vakti yolculuğumda, arka dörtlünün dördünün de kaynamasıyla başladı...
    göz göze geldik şoförle, bana; ne yapayım evlat, vermiyorlar. zorla alacak değiliz ya. bakışı attı.
    ben de boynumu hafif yana kıvırıp, gözlerimi kısarak; öyle deme kaptan... öyle deme... kimse özünde minibüs parasını vermeyecek kadar kötü değildir... ya küçükken tecavüze uğramıştır ya da öksüz yetimdir... bakışı attım.

    ertesi gün en öne oturdum. birbirimize bakıp gülümsedik. yolculuk boyunca hiç konuşmasak da aramızdaki enerji tüm minibüs ahalisini etkilemiş, herkes ekgibsiz parasını vermişti. hatta 50 lira verip, üstü kalsın diyen arabasıarızayapmıştaksibulamayıpminibüsebinmişzenginadam bile vardı bir adet. bunun için de gülümsedik.

    şoförün o sarıya çalmış bıyıklarının altından, arkadan uzatılan her para için sırıtması beni dünyanın en mutlu insanı yapıyor, vitesi kavrayıp hızla ikiye üçe dörde atıyordum. tabii patlatıyorduk hemen bir kahkaha. ah salak kafam, öyle yapılır mı:):)

    çok özledim minibüsümü, zaman geçmek bilmiyor...
    ···
   tümünü göster