-
426.
+18Dalgınlığım bana ve arkadaşlarıma pahalıya patlayacaktı. Kurtuluşumuz hemen gözümün önündeydi ama ben ellerimin arasından kayıp gitmesine izin vermiştim.Tümünü Göster
Nasıl bu kadar aptal olabildim. Bazen yaşadıklarımın hepsinin bir ceza olduğunu düşüyordum. Nasıl hak ettim bilmiyorum ama bu Allahın bana verdiği bir ceza olmalı. Doğa bile bana karşıydı azrail'im ile aramdaki duvarı yağmur kırmıştı.
Ne yapacağımı bilmez halde odada bir o yana bir bu yana gidip geliyordum. " Azrail yokuşu!" Birden aklımda beliren bu fikri sesli olarak dışa vurduğumda Hafsa burnumun ucunda belirdi. " Yapma! Bedeli ağır olur, ondan kurtulmak için bu kadar uğraştıktan sonra inine kendi ayaklarınla mı gideceksin!"
Haklıydı ama başka bir seçeneğim yoktu. Elimizdeki bütün kozları zaten kullanmıştık. " Eğer bir şeyler yapmazssam bütün arkadaşlarım aynı kadere mahkum olucak!" " Ateşe körükle gidiyorsun, eğer durmazssan çıkan yangın hepimizi yutacak!"
" Biz çoktan o yangının içine atlamadıkmı! En azından arkadaşlarım için denemeliyim!" " Ben seni korumak için yanındayım! Sen ise ölüme gidişini izlememi istiyorsun!" " Eğer bana yardım edersen ölmem!"
Hafsanın neden şiddetle karşı çıktığını anlayabiliyordum her zaman yaptığı gibi beni korumak için uğraşıyordu. Kaçırdığı nokta ise beni o şerlilerden korusa bile vicdanımla olan savaşımda hiç bir fayda sağlayamazdı.
Yaşanan bunca şeyden sonra Kâbir'in elimizden kurtulmasına izin vermiştim. Bundan sonra başlarına gelecek olan her şeyden ben sorumluydum.
" Gerekli hazırlıkları yapıp oraya gideceğim! Tartışmak boşuna zaman kaybı!"
geri adım atmayacağımı anladığı için daha fazla konuşmaya gerek görmemişti. " Ben gidip abdest alacağım, sende kefeni ve toprağı bul!"
Oraya gitmek için şeytan kefeni denilen yöntemi kullanmam gerekiyordu. Bu yöntem için de ölümünden yedi gün geçmemiş bir büyücü veya musallata uğramış bir insanın kefeni ve ölü toprağı gerekiyordu.
• **
Bütün hazırlıkları tamamladığımızda Ormanın iç kısımlarına gidip çok derin olmayan bir çukur kazmıştım. Bu işi de hallettikten sonra kefeni elime aldım. Yapmak üzere olduğum şeyin tehlikesinin farkındaydım. Azrail yokuşu ilminde ustalaşmış hüddamlar için bile sakıncalıydı.
Bir hüddam olmadığım için geri dönememe ihtimalim vardı.
içimden bir ses yapmamam için haykırıyor da olsa onu dinleyemezdim. Başaramasam bile en azından denemeliydim. elimden geldiğince hızlı bir şekilde kefeni yere serip üstüne uzandım. Kefenden yayılan ölüm kokusunu umursamadan Hafsaya kapatmasını işaret ettim.
Hafsa istemeyerek te olsa dediğimi yaptı Üzerimi tamamen kapattıktan sonra tek görebildiğim beyaz kefenin içine kadar işleyen ayın soluk ışığıydı. Ölü toprağını üstüme dökmeye başladı. Toprağın miktarı fazla olmasada ağırlığı tonlara bedel gibiydi.
Vücudumun her yerinde bu baskıyı hissedebiliyordum.
Nefes almak giderek zorlaşırken gözlerimde bir yanma hissediyordum. Ciğerlerimdeki bütün hava çekiliyor gibiydi bedenen hiç bir tepki veremesemde içimde resmen fırtınalar kopuyordu.
Gözlerim yukarıya doğru kaymaya başlamıştı artık hiç bir şey göremiyordum. Aşırı düzeyde bir korku yaşıyordum bir panik atak gibiydi.
• **
Gözlerimi açtığımda sert rüzgarlar esen, grinin ağırlıkta olduğu puslu bir mekandaydım. Gökyüzü bulutlarla kaplıydı fırtına havasına benziyordu, güneş neredeyse hiç görünmüyordu. Her yerde uzun kurumuş otlar ve kasvetli ormanlar vardı.
Korkak adımlarla ilerlemeye devam ettim bir süre sonra etrafta yankılanan tuhaf bir uğultu duymaya başladım. Kaynağını göremediğim bu ses kulaklarımı tırmalıyordu, aldırmamaya çalışarak ilerlemeye devam ettim.
Etrafında hiç ot bulunmayan kurak bir alana ulaştım. Toprak susuzluktan çatlamıştı ve yürümek gerçekten zordu. Kuru toprağa bata çıka ilerlemeye devam ederken gezinen irili ufaklı bir çok cin gördüm. Hepsinin gözleri benim üstümdeydi.
Herhangi bir saldırıda bulunmuyorlardı ama yanımdan geçip giderlerken sanki en ufak bir boşluk versem üstüme üşüşeceklermiş gibiydi. Onlarla göz teması kurmadan başımı önüme eğip yürümeye devam ettim. Nereye gittiğimi ve Kâbiri nasıl bulacağımı bilmiyordum ama içimden bir ses onun beni çoktan bulduğunu söylüyordu!
başlık yok! burası bom boş!
