1. 12626.
    +15
    Pff..lan çok mu yüzeysel bir tarif olmuştu buluşma yeri?..keşke daha spesifik bir yer söyleseydim.. şimdi, binlerce metrekarelik bu açıklığın her yerinde olabilirdi malum kişi..hem, beni, ben fark etmeden gördüğü takdirde rahatça da sıvışabilirdi..

    Bu düşünceler zihnimi yaftalarken..

    Birden bire..

    Gördüm..

    Ama profilden..

    Aslında o kadar bile değildi..

    Göz ucuyla bile diyemem…

    Ya da gayri ihtiyari..

    Banklardan birinin önünde.. devasa ağaçlardan birinin altında.. ayakta dikilmiş…bir sokak lambası gibi hareketsiz.. dalgın…kuzguni saçları rüzgarda uçuşup yüzünün , teninin büyük bölümünü perdeleyen.. üzerinde tanıdık kıyafetleri, ayağında bildik ayakkabıları olan..

    Hayır…hayır…hayır hayır hayır…..hayır sen olma….yalvarırım sen olma….lütfen….sen olma…

    Aniden, sanki bir mızrak göğsüme, gövdeme saplanmış, sonra da delip geçmiş, giderken ise, bütün iç organlarımı zütürüp, geriye, boş, kof bir beden bırakmış gibiydi..

    Yola kapaklanmadığım için şanslı sayılırdım.. dizlerim,istemiyordu çünkü geri kalanımı taşımayı.. sendeledim..gözlerime buğular hücum ederken, rüzgar, uzun, güzel, dokusunu benim de gayet iyi bildiğim ipeksi saçlarını havalandırıp, iyice soluklaşmış yüzünü ve boş bakan gözlerini, gözlerimin önüne serdi düşmanımın.. sanki yeterince kanıt vermemiş gibi.. şimdi apaçık önümdeydi…

    Zorlukla kendimi kenara attım.. parktan çıktım, yan yolda bir süre körlemesine ilerledikten sonra bir duvara yasladım kendimi güç bela.. içime çektiğim nefes, kor gibi cızırdadı, dayanamadım..bir hıçkırık takıldı boğazıma.. gitmedi oradan.. ayıramadım…göz yaşları yanaklarımdan aşağıya yuvarlanmaya başlarken, hınçla sıktım dişlerimi.. yüzümü döndüğüm duvara, ellerimi, alnımı sürttüm, rendelemek ister gibi.. deliler gibi..

    Deli gibi…

    O an, o saniye, işte artık ben de bir deliydim…sadece, o sırada yoldan geçmekte olup, “ne yapıyor bu böyle?” şeklinde soru baloncukları edinen insanlar için değil, kendim için de bir deliydim…insan, deli olduğunun farkında olur mu hiç?

    Oluyormuş işte…sarhoş olduğunu kabul eden sarhoş gibi..

    Devrelerim yanmış bir halde, ağlaya inleye, arada tuhaf, boğuk hırıltılar da çıkararak, ara yollara girdim.. evime gitmeliyim…evime gitmeli, ve korkunç, ölümcül, acımasız, “”yalan!”” dünyadan kendimi sakınmalıyım…korumalıyım kendimi…çünkü evet.. korkuyorum…çok korkuyorum allahım…deliriyorum.. hayattan, insanlardan, şu saniye attığım adımdan, ayakkabımın tabanının asfalta basışından, köşe başındaki simitçinin bağırışından, çöp tenekesinin etrafında konuşlanmış kendi halindeki kedilerden, camdan sarkmış, sokağa nanik yapan küçük çocuktan..

    Herkesten, her şeyden korkuyorum artık…böyle bir dünyada, böyle insanların arasında..”insanların arasında” yaşıyor olmaktan,
    “yaşıyor olmaktan” korkuyorum…nefret ediyorum…iğreniyorum…yürüyemiyorum…düşemiyorum da..keşke düşsem şu yolun ortasına…ah keşke…ve geçmekte olan bir otomobil de beni ezse…tüm bu kabus burada bitse..

    Nasıl yürüdüğümü bilmeden, neredeyse önümü bile görmeden eve vardım.. kendimi odama sakladım, yumruk yapmaktan bembeyaz kesilmiş ellerimle kızgın kalorifer borularını kavradım.. yatağa savurdum sonra da kendimi.. manyak gibi yorganı, yastığı sıktım…

    Çıkmadı.. çıkmıyor o boğazıma yapışan, oturan o yumru…çığlık…bir türlü bağıramadım…bağıramıyorum….içimde bir donanma, baskına uğramış yanıyor, beynimin içinden Sezar, “sende mi brütüs?” diye bağırıyor…

    Ama ben bağıramıyorum…inanamıyorum…

    O gün, o saatte.. orada..üzerinde tanıdık yün hırkasıyla put gibi dikilmiş, gizemli ziyaretçisini beklemekte olan kişinin nilay olduğuna hala inanamıyorum…
    Tümünü Göster
    ···
   tümünü göster