- 2 / 2 / 7237 entry
- 197 başlık
- 176.41 incipuan
dötüncü nesil normal
nisan 2011
dötüncü nesil normal
nisan 2011
-
+1
bu mermi nasıl öldürüyor lan
öldürmüyo zaten teorik olarak. zenon paradoksu. mermi sürekli gittiği yolun yarısını kateder. teorik olarak da hedefe asla varamaz. -
0
hoşlandığınız kız ağır hasar kayıtlı çıksa
hashahaha kahkaha attım bin kurusu ağır hasar kaydı ne amk -
0
ergo proxy
övmeyin olm şunu amk gerek yok bu kadar ya, bi anime dizi film yapımda tamam hikaye önemlidir hatta belki en önemlidir ama işleniş olmayınca ne gibime yarar hikaye bak yukarda birisi anlatmış o şekil okuyunca auvv diye hayret ediyo musun? etmezsin çünkü işleniş yok amk aynı şekilde bu animede de işleniş yok yarram gibi sıkıcı anime valla siz bazı şeyleri çok abartıyosunuz -
0
lan ahahahhaa
fanınım çok fena fanın haahahahahaha lan 42 gün olmuş vay aq ahahahaaha çok komik bi durum haram olmayacak şekilde nasıl intihar edebilirim -
0
sarardım üzüntüden
eventten çıkamamışım ahahahahahah lan fena komik bi durum kaşımaya devam ta ki yara artık kapanmasın ama en azından içimde yaşayayım da tek yaralı ben olayım. iniyor ve inliyorum. -
0
sarardım üzüntüden
velhasıl kelam, dünyanın kafasına oturacak kadar kudretli hissederken kendini, yeri geliyor kendi başına hakim olamıyorsun. ne acziyet. bu eventide kapatalım artık kaşımanın bi manası yok. evente giren herkese teşekkürler ben çıkıyorum. keep on soldier marching on... ama nolursa olsun
'He glanced at her. "Leave? You'll never again leave my side." -
+2 -1
sarardım üzüntüden
keşke sadece 3 gün sürseydi ağlamam
bakamadım çünkü yerlerinden sıçradı gözlerim
incesin
ama ben avcumda sıkarak parçaladım bardağı
serçelerin kanları damlıyor dudaklarımdan
göz yuvalarım öyle boşaldı ki inceliğin de yetmez artık doldurmaya
tenim büsbütün kardan olma artık
ellerin değecek olsa bana eritir sıcaklığın
çiçekli dağlara çiçeklerini iade edip çiçeksiz dağlarda yaşamak zamanıdır bu zaman
2.80 uzanmışken bütün samanyolunu boşaltsalar bağrıma
sanmıyorum beni avutabilsin
şimdi sana bakabilmeyi ne de çok isterdim
kalabalık gözlerindeki kalabalığa dahil olmasam da
seni ağlattığım için utandırıyor beni bütün dünya
valentina ve çekik gözlü kadın komandolar savaş ilan etti bana
sen ağlarken azığımız boğazımızda kaldı
sen ağlarken ağaçlar terkediyor toprağı
ağlıyorsun, ihanetime karşı şavkıyor bıçağım
bıçağımı bilirsin sevgilim, üzerine düşmek üzereyim
"bir şehrin uzak semtleri gibi" gözlerin
üzgün, kara, ayaklanmaya hazır
tüm bedenim parçalansın, yeter ki katılayım onlara
onlara katılayım da yeter ki, tüm mermileri alırım göğsüme
seni alamadığım için çağıldıyor her yanım
sıkılmış yumruklarımı vuruyorum duvarlara
ellerimden akan kanla yazıyorum yazıları
çocuklar birbirlerinin ellerini bıraktı
heyecanlı da değiller zaten
gözyaşların da onları yakar hem
bir ara çocukları da öldüreceğim -
0
lan ahahahhaa
olm bu ben değilim hayırdır noluyoruz aq hayatım boyunca ben böyle bi duruma düşmemiştim noluyor aq noluyoruz kurtarın beni imdaaaat -
0
aaaaa 2 gergedan
karnımda şuan 2 gergedan tango yapıyo gibi çok kötuyum ama öyle böyle değil aaaaaaaaaaaaaa evde bağıramıyorum bi burda tam hayaletim burdan çığlık atalım aaaaaaaaaaa -
0
babişkonuz geldi
bir başka meseleye daha değinelim, twitterda kendimizi triplere sokuyoruz, bu sadece twitterla ilgili değil aslında reelle de ilgili, yani gece bi giriyosun acılı sözler, haydaaa bi sürü duygular coşmaya başlıyor içinde, halbuki ortada bişi yok yani aq, normal yaşdıbına devam ederken aşklı söz duyuyorsun hele bir de fonetiği iyiyse gir hallerden hallere,
bunun reel deki müsebbiblerinden biri de filmler mesela, olmayan duyguları yaşattırıyor insanlara, 2 saatlik aşk filmi halbuki dünya hayatı böyle değil böyle şeyler yok gerçekte bu işlerin gerisi var ilerisi var hep, ve bu geri ileriyle beraber değerlendirince aslında değer kazanıyor. yine sartre bunu da işliyor.
bulantıda serüvencilik anlayışından bahsediyor. bi olayın diyor başlangıcı ve bitişi yoktur. yani senin bir yolculuğa çıkman mesela, çıkmaktan hemen önceki andan bağımsız değildir. hayat bir bütündür. video kırpar gibi kırpılmaz diyor bu anlar hayatın içinden. yine aynı şekilde sonu da öyle. serüvenin bittiği an, bittikten sonraki devam eden hayattan bağımsız değil. hayat bir bütün diyor.
mesela dune serisinde paul atreides harkonnenleri yeniyor ilk kitapta mutlu son, ikinci kitaba bi başlıyosun 12 sene sonrası 400 gezegeni yağmalamışlar 10 milyonun üstünde adam öldürmüş fremenler. ha keza savaş sahneleri mesela, orda savaşın içinde olsan belki ilk 10 dk da ölüceksin ama filmde her ayrıntıyı görüyosun normalde o filmin içerdiği duygular o savaş meydanında 1000 kişiye paylaştırılıyor ama sen filmi izleyince 1000 kişilik yük alıyorsun sırtına bunlar hep gerçek hayatını etkileyen şeyler. ruh dünyanı mahveden olaylar. insanın bu kadar çok şey hissetmesine gerek yok. bu kadar çok hissettikçe duygu eşiği yükseliyor, bu sefer gerçek hayatta tepki vermen gereken ufak şeylere tepki veremiyorsun.
müzik de öyle, insan ruhuna haddinden fazla etkisi var, lenin diyor ki \\\\\"biraz daha bethoven dinleseydim devrim yapamayacaktım\\\\\". bunlar duygu mastürbasyonuna sebep olan şeyler ama dediğim gibi doğal değiller bir nevi uyuşturucu bunlar,
yani tabii şiir olaylarını, özlü sözler olaylarını da tamamen kafadan silip atamıyoruz yeri geliyor bazı şeylerin söylenmesi gerekiyor bu şekillerde, bu duyguların bazen okşanması gerekiyor tamamen robotlaştırmak da insanı çok mümkün değil zaten. ama haddinden fazla yapıyoruz.
zaten çoğu şeyi haddinden fazla abartıyoruz.
33,34,35,36,37. Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
mesela girdiğimiz tripler şunlar için; abese suresinde kıyamet gününden bahsediyor. üzerine şiirler yazdığımız sevgililer, kucağına yattığımız analarımız... bir gün gelince tek kalacağız. tabii bunlar önemsiz şeyler değil. ana-baba silinecek şeylerdir demiyorum. öyle olsa ana-babanıza çok iyi davranın minvalinde ayetler hadisler olmaz. zaten fıtraten içimize bunların sevgisi koyulmuş. aynı şekilde eş sevgisi de böyle. dünya ahiret yoldaşımız olacak, iyiyi kötüyü açlığı tokluğu paylaştığımız bir insan ama en nihayetinde hesabı verirken tek vereceğiz. taşın yeri nereyse oraya koymak lazım. bunların sevgisini allah\'a ve rasulüne olan sevginin önüne geçirmedikçe sıkıntı yok ama bilmiyorum sanki geçiriyo gibiyiz istemeden de olsa.
rabbim ayaklarımızı sabit kılsın. yazı hakkaten uzadı. bayağı da dağıldı bi yerden sonra artık kafamda çok basmıyor saat geç oldu zaten. atladığım noktalar, eleştirmek istediğim ama unuttuğum, eleştirmeye elimin gitmediği noktalar falan illa vardır dediğim gibi planlı yazamıyorum fazla. burda bi manifesto yapmaya kalkışmadım. bu olsa olsa bir hal tercemesidir. 3-4 gün önce bi arkadaşla sahilde konuştuklarımızın bir izdüşümü bunlar. o geceki duygularla ateşli şekilde hissettiğimiz gibi de değiller ama bunları yazmak istedim. okuyan olur mu bilmem. ha bu yukarda attık tuttuk nolucak peki yani hayatım bi anda düzene mi girecek. yok, bir adım atmak istiyorum sadece. yaşadığım gibi inanmamak için inandığım gibi yaşamak istiyorum biraz daha. bunun bana getireceklerinden köpek gibi korkuyorum. ruhen veya bedenen hazır değilim belki ama üstadın dediği gibi \\\\\"uzandıkça ayaklarım merdiven alçalıyor\\\\\". demek adım atmak değil atlamak lazım. merdivenleri adım adım inmek değil yuvarlanmak gerekiyordur belki de.
yani yukarının özeti şu ki bu twitter falan filan ne idüğü belirsiz sanal alemler ruhumu kirletiyor. bence insanın bu kadar çok şey görmesine gerek yok. allahu alem sade yaşamak da farz. bu saydığımız şeyler hep birer çukur. ben bir daha çukura düşmem demiyorum ama o çukurda yatmak da istemiyorum artık. allah ayaklarımızı sabit kılsın.
imam naifden 1 nakille bitirmek istiyorum. bu arada imam nasıl hala kurtaramadı kendini bu tak çukurundan bu da çok yaralıyor beni.
imama bir gün sabah kalktığınızda sizi devam etmeye motive eden şey ne diye sormuşlardı şöyle bişiler demişti:
\"motive eden değil mecbur eden. \'madem ki\' felsefesidir bu. madem geldim göreyim bari. illa görmeliyim değil yani. kimsenin olmadığı bi kafede oturup kahve içerken gözün tv\'deki maça kayar. yavaşça kendini kaptırırsın, tezahürata başlarsın, kahveyi de unutursun. bi anda hesap gelir ne maçtan bişi anlarsın ne kahveden. demem o ki dostlar bu şerait içinde yaşamak; doğru kahveyi söylemek, doğru takımı tutmak, taraftar olmak, zamanı gelince de efendice hesabı ödeyip kalkmaktır. ama görüyorum ki hepimiz hem yanlış kahveyi söylemişiz ağzımız çamur, hem takım tak gibi oynuyor, hem de hesap kol gibi.\" -
0
babişkonuz geldi
twitterdaki anonimlik muhabbetine de değinmek istiyorum, anonim olmanın harika bir büyüsü var karşı tarafta, eğer anonsanız karşı tarafı etkilemek aşırı kolay oluyor, boş bi adam bile olsanız -ki zaten alayımız bomboş adamız aq- sağdan soldan duyduğunuz şeyleri satsanız, aşırı mal bi üslubunuz da yoksa mentionlaşırken falan kendinizi çok yüksek gösterebilirsiniz, bu da epey çirkin bişi dimi?
yani mesela geçenlerde biri şey yazmıştı bu twitterdaki ikiyüzlülük muhabbeti hakkında, diyodu ki e abi gerçek hayatta da insanlar olmadıkları gibi davranabiliyorlar, e abicim tamam öyle de ikisi bir mi aq, yani ben ikiyüzlülüğe gerçek hayatta da karşıyım ama sanal alemde bunun bi sınırı yok aq, adam abd başkanı gibi gösterebiliyo kendini, gerçekte yine o kadar uçamıyolar
tabii ben insanın ikiyüzlülük yapmaması gerektiğini söylerken şunu da kastetmiyorum: bir insan içinden ne geliyorsa onu yapmalı onu söylemeli vesaire. yani insanın içinden yeri geliyor kötü şeyler gelebiliyor bunlar da zaten şeytani kaynaklı şeyler, bunları da baskılamalı insan. bomboş bi bireyselcilikten allaha sığınırız ikiyüzlülükten kastımız olmayan şeyleri eklemek insanları etkilemek için vesaire
reel life daki oto kontrol mekanizması güzel mesela. sartre yavşağı varlık zaman kitabında topluluğun bir yararından bahsediyor. etrafın insan dolu olursa utanırsın diyor, topluluğun utandırma gücü vardır diyor, cidden de öyle insan yalnız kaldı mı pek sakınmıyor kendini. ha nedir, bizler yalnız kaldığımızda da kendimizi sakınmaya talibiz rabbim nasip etsin. mesela işte twitterda bu toplum baskısı olmuyor sonra ayıkla pirincin taşını
anonimlik konusunun büyüleyiciliği bahsine devam ederken şunları da ekleyelim, anonimler bu şekilde kendilerini pazarladıklarında ortada olmayan tipleri, sosyal yaşantıdaki itibarları, kim oldukları gibi şeyler etkiledikleri kişiler tarafından yorumlanıyor, e böyle olunca da kimse kalkıp çirkin bi insan resmetmiyor yani,
zaten goethe de bunu anlatıyor bir yerde, bir köyde bi tane köylü delikanlıya denk geliyor, çocuk dul orta yaşlı bi kadın için çalışıyor, goethe kadını soruyor buna çocuk anlatmaya başlıyor işte şöyle güzel şöyle merhametli şöyle duyarlı falan diye öyle bi süslüyor ki goethe bile aşık oluyor neredeyse, sonra diyorki en kısa zamanda gidip şu kadını bir göreyim diyor, sonra bi anda vezgeçip \\\\\"ya da niye gideyim ki yav\\\\\" diyor, \\\\\"belki görsem dudağının üzerindeki bi sivilceden nefret edicem, ama o kadını bu gencin gözleriyle görürsem büyüsü bozulmaz\\\\\" diyor, işte anonimlik de böyle bir şey
ahir zaman ümmeti olarak da bu bizim şansımız işte, belki allah rasulünü göremedik ama onu en çok sevenlerin gözleriyle görüyoruz
belki beni de twittera çeken bu oldu, gün içinde çok fazla insanla iletişime geçiyorum yani kimseyi eleştirmek gibi olmasın ama çoğundan da pek haz etmiyorum, ama twittera geldiğimizde herkes mükemmel aq bi sürü anon var kafanda istediğin gibi resmet güzel olay, bi nevi gerçek hayattan kaçma yeri
zaten inception da bu kaçma olayını işliyordu ya filmde, millet rüyada yaşayıp geri gelmek istemiyordu haz almak için sürekli, ama sonra bazıları sıkılıp dönüyordu, niye mi çünkü kesmiyor aga insan hakikatı istiyor, gerçek hayatta da bunu görüyoruz zaten, bir yerden sonra dünyevi hazlar adama yetmemeye başlıyor, insanın kendini gerçekleştirmesi gerekiyor
jon stuart mill mesela, bu adam faydacılığın kurucusu gibi bişi, faydacılık da işte adı üstünde aynı anda en çok kişiyi en çok mutlulukla donatmak adamın ileri sürdüğü önerdiği fikir, şimdi buna düz baksan dersin ki ye-iç-gibiş al oldu bitti, ama bu adam başka bir yerde şunu da söylüyor: \\\\\"mutlu bir domuz olmaktansa, mutsuz bir sokrates olmayı tercih ederim\" ... haydaaaa ne demek şimdi bu, adam bunu şöyle temellendiriyor: \"sokratesin mutsuzluğunda ince zevkler var\" diyor
sanırım anlaşıldı anonim olmak bir nevi hayal dünyasında yaşamak ha bunu da kendimden yola çıkarak yazıyorum zaten hep, kahrolduk anasını gibtimin sitesinde, zaten bırakmayı düşündürten şeyler hep hususi olaylar bu kadar edebiyatın olayı hep bu, artık bi yerden sonra kafamı kurcalamaya başladı bazı mevzular. dünya telaşı, sorumluluklar, kişisel gelişim bi yanda beklerken baktım ki kendimi veremiyorum bunlara, insanların kusurlarının olmadığı bir müessese anonimlik ne yazık ki. - daha çok