- 5 / 5 / 1786 entry
- 66 başlık
- 11,954.42 incipuan
dötüncü nesil normal
temmuz 2011
dötüncü nesil normal
temmuz 2011
-
+23
umut ışığım 1918
yaverinin lafıyla kendisini toparlayıverdi. yaveri tahsin elinde ki tahta bavulu alman subaylarına teslim edip hazır ola geçti. tahsin'de kendisini zor tutuyordu bu manzara karşısında. enver paşa yata doğru giderken boğazın karşı yakasında demirlemiş olan yavuz zırhlısına gözü ilişti. ışıkları sönmüş olan zırhlı harbiye nazırı enver paşa ya son seldıbını veriyordu adeta. yavaş adımlarla yata yaklaşan enver son kez yaveri tahsine döndü. tahsin'nin gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı bile.
ağlama evladım.
dedi envar paşa.
uzun yıllardır hizmetimdesin, bizimle gelmemen senin ve eşin için en hayırlısıdır. hakkım sana helaldir. sende helal et.
helal olsun paşam.
diyerek gözyaşları sel olup akmaya başladı tahsin'nin. ve enver paşa daha hızlı adımlarla alman subayların yardımı ile yata geçti.
yat yavaş yavaş limandan demir alıp boğazdan marmaraya doğru yol alırken imparatorluğun başkenti sessiz, karanlık ve adeta küskün bir şekilde enver ve üç hafta öncesine kadar koca imparatorluğu yöneten talat, cemal ve diğer ittihatçılar bundan on sene evvel büyük bir gürültüyle geldikleri istanbul u sessiz sedasız terk ediyorlardı. -
+12
umut ışığım 1918
enver paşa yanında gelen eski ittihat ve terrakki mebusları ile tek tek vedalaştıktan sonra biricik eşi naciye sultan'a uzun uzun sarıldı. ağlamamak içini kendisini zor tutan enver paşa'yı yaveri mülazım-ı evvel tahsin'in sözleri yerine getirdi.
paşam.. geç kalıyorsunuz. -
+15
umut ışığım 1918
enver paşa çok uzun zaman sonra üniformasını çıkarmış ve sivil kıyafet giymenin rahatsızlığı içerisindeydi. yüzü solgun, kırgın ve sapsarı idi. henüz 37 yaşında olmasına rağmen 60 yaşında ki çökmüş bir adamı andırıyordu.
daha 3 hafta öncesine kadar koca bir imparatorluğun tek hakimi olan enver paşa. şimdi ise asırlık çınar osmanlının yok oluşuna şahit oluyordu. -
+15
umut ışığım 1918
1 kasım 1918
sisli hafif yağmurlu bir istanbul gecesi.
sis bütün ürkütücülüğü ve kasveti ile bir örtü gibi çökmüştü bu güzel şehire. saatler gece yarısını çoktan geçmiş insanlar sokaklardan el etek çekmişti. istanbul yüzyıllardan beri olduğu gibi derin komalık bir uykudaydı.
alman askeri demiryolları kurmay başkanlığına ait küçük bir yat, topkapı sarayının marmara denizine bakan ucunda ki deniz fenerinin önüne geldiğinde ışıklarını söndürüp boğaz'a girdi.
şehr'i istanbul'un en ihtişamlı dönemlerinde devlet-i aliyye osmaniyye'ye ev sahipliği yapmış olan topkapı sarayı bu alaman yatını bi çare izleyerek gözünün önünden geçmesini izlemekle yetindi.
alman yatı, önce sirkeci iskelesine uğradılar, alman subayı kıyaya yanaşır yanaşmaz kendilerini bekleyen sivil giyinimli kişiyi hemen yata binmeleri için işaret verdi. kendisini geçirmek için gelen yakınlarıyla son kez vedalaşarak tahta bavulunu alıp yata hızlı adımlarla yüreyek içeri girdi.
ilk misafirini alan yat ardından karaköy, sonrasında üsküdar ve kuzguncuk sahillerine uğradıktan sonra son misafirini almak için ortaköy'e yanaştı. ağır misafini karşılamanın heyacanı içerisinde olan iki alman subay hemen yattan karaya atlayarak misafiri beklemeye koyuldu.
kısa bir süre sonra beklenen yolcu yanında ki bir grupla limana geldi. alman askerler osmanlı'nın son harbiye nazırını büyük bir istekle selamladılar ve yata buyur ettiler. -
+42 -1
umut ışığım 1918
beni daha önce bilenler bilir. uzun zaman önce kendi başımdan geçen olayları burada anlatmış sizinle paylaşmıştım. o dönem yaşadığım zor dönemler beni yazmaya itmiş ve hem içimdekileri dökme hem de terapi amaçlı inci sözlük ahalisine içimi dökmüştüm. şimdi yine zor bir dönemden geçiyorum. tekrar ilacımı burada arıyorum. dinlediğim ve hoşuma gidip araştırdığım gerçek bir hikayeyi biraz da süsleyip sözlük ortdıbına uydurarak hikaye tadında anlatıp, geçirmekte olduğum bu zor dönemimi sözlük ahalisi ile atlatma niyetindeyim. umarım bunu başarabilirim. merhaba ahali. ben geldim yeni hikayelerle. hepinizi çok özlemişim.
hikayem giriş ile başlıyor... uzun geceler bizi bekliyor..
adetimiz yerini bulsun ilk şarkımızı paylaşalım.
https://www.youtube.com/watch?v=yYsEN0YgVT0 -
+122 -4
1995 şırnak askerlik hikayemi anlatıyorum
http://www.youtube.com/watch?v=18rJ43ehPEg
uzun zamandır yoktuk ağalar. kitap yazacağız dedik bir kaç yerden teklif aldık ha başladık ha başlıyoruz derken vazgeçtim. neden derseniz. devamlı geçmişte takılıp kalmaktan o kadar yoruldum ki.
''şunu böyle yapsa mıydım?''
''bunu böyle demeseydim?''
''o gece orada olmasaydım?''
kafamın içinde konuşa konuşa günü yaşayamaz oldum. yıllardır yediğim yemekten tad alamaz, dinlediğim şarkıları anlayamaz, yaptığım işlere odaklanamaz oldum. uyuduğum uykudan bir tak anlamazdım lan daha ne diyim. yarı baygın uyku hali.. senelerdir amk.
arkasından bir terapi niyetine bu anılar yazıldı işte. iyi gelecek birşeyler anlatmak derken daha da gömüldüm geçmişini gibtiğiminin geçmişine. hiç bir taktan tad alamaz oldum beyler. yaşayan bir ölüydüm tabiri caizse. zevk aldığım yapmak istediğim hiçbir şey kalmamıştı. üzerime bir toprak atanım ekgibti işte.
taa ki yeniden doğduğum güne kadar...
mucizevi eseri biriyle karşılaştım. ''deniz''. bana devrik cümleler kurdurtan kadın.
kitapların, şiirlerin, resimlerin, bulutların, gökyüzünün, şarkıların, martıların, mutluluğun, acının, yaşamanın hatta ölümün tadını tekrar hatırlamamı sağladı. anlayacağınız aşık oldum. ama öyle böyle değil ha. nası anlatsam lan size şimdi?
senelerdir uyku sıkıntısı çeken uykuya dalamayan ben, son aylarda uyanamamaktan işe geç kalır oldum lan anlayın nası aşık olduğumu işte daha ne diyim size ya.
mucizelere inanır mısınız beyler? ben inanmazdım. fakat şunu fark ettim. siz mucizelere inanmasanızda onlar size inanıyor.
öyle birşey buldum ki gençler, yüce rabbim zamanında bana nasıl bir çile çektirtdiyse artık öyle bir kıyak geçti ki bana bu denli kıyağı kimseye geçmemiştir.
aşık oldum dostlar. kelimelere gerek kalmadan aşık olduk birbirimize.
o gece orada neden ölmediğimi seneler sonra şimdi anladım. kadere karşı gelinmez.
dedim ya hani, herkesin bir mayını vardır orada. siz şu anda sıcak yatağınızda uyurken mesela, orada gelip onu bulmanızı bekleyen bir mayınınız var. bir kör merminiz var şu anda bir keleşin şarjörü içerisinde veyahut bir cephanelik kutusu içerisinde.
bunun yanında, birde biri var dünya nın bir yerinde, sizin onu bulmanızı bekleyen. farkında olmadan bekleyen hemde. ben o beni bekleyeni buldum işte beyler. sizde bulun. ama ararken mayınlara kör soğuk kurşunlara denk gelmeyin.
bir süre daha yok barış abiniz. denize açıldım ve denizin koynundan dönmeyi pek düşünmüyorum.
hadi selametler ağalar. dağlar sizlere emanet..
erkin koray'lı geceler...
ben ''deniz''deyim, su çok güzel gelsenize.. -
+24 -14
1995 şırnak askerlik hikayemi anlatıyorum
@8501 entry sahibi arkadaş ben değilim beyler. nicklere dikkat edin, adamda iki ii harfi var.
@roadrunnersiikenjackal. (isimlerimiz arasında ki farka dikkat edin)
bu arada muhabbeti hikayeyi gibtir edin. hikayeye ara verin, taksime yardırın. -
+40 -33
1995 şırnak askerlik hikayemi anlatıyorum
hikayeyi okumaya biraz ara verin gençler. taksim gezi parkına yardırın. -
+37 -1
1995 şırnak askerlik hikayemi anlatıyorum
gençler, ağalar, inci ahalisi;
şimdi ''kitap çıkartacaz tamam pes ettim''
dedik amma, an itibariyle sözlükta yazılmış halini alıp, yayın evlerine zütürsem bu yazıyı,
''bu ne gibim dil bilgisi ulan'' demezler mi?
derler.
bu yüzden, burada ki yazıları toparlayıp, bir daha elekten geçirerek yazmak gerek.
e ben bir edebiyatçı değilim, öyle bazı gavatlar gibi türkçe nin içine sıçıp kitap çıkaran tiplerden olmak istemem.
burada yazılan yazının samimiyetini kaybetmeden, edebiyat ve dil bilgisi konusunda yetenekli olduğunu düşündüğüm bir dostumla yazıyı tekrardan yazacağım. bu dostumda bana hatalarımı göstererek daha akıcı bir yazı olmasını sağlayacağını umuyorum. yazdığım anlarda, yaşadığım heyecanla atlamış olduğum bir çok şeyi sakin kafayla tekrardan yazabilirim bu şekilde.
sonuçta, yazarken kafamda;
''hadi lan hadi atsana şu yazının yeni bölümünü'' diyen birileri olmayacak,
sitem etmiyorum lan size, yanlış anlamayın. kurban olurum hepinize.
ince eleyip sık dokuyarak güzel birşeyler ortaya çıkarmak istiyorum. sonrada allah kerim.
son günlerde yaşamış olduğumuz ''süreç'' adı altında ki huur çocukluğuna rağmen, bu tarz bir hadiseyi kitaplaştırırlar mı? orasını bilemem. sonuçta bu zütverenlere dokunacak şeyler yazıldığının kanısındayım. neyse;
yaşayıp, tecrübe edip, göreceğiz. -
+35 -3
1995 şırnak askerlik hikayemi anlatıyorum
sevgili kardeşlerim,
ey inci ahalisi.
''şunun filmini yap''
''şunun kitabını çıkar''
diye diye aylardır bezdirdiniz amk. tamam lan, bu hikayeyi kitaplaştıracağım. bütün gelirlerinide şehit ailelerine ve gazi ailelerine bağışlatacağım.
buradan söylüyorum.
bu yazılanlar kitaplaştırıldıktan sonra 1 kuruşu bile alıp cebime koyarsam huur çocuğuyum. kitap için hazırlıklar yapmaya başlıyorum.
ardından bir yayın eviyle anlaşabilirsem tabii, kitabı çıkartıp, çok az da olsa geliri şehit aileleri ve gazi ailelerine bağışlanacaktır.
bunu neden yapıyorum. biri alacak bu yazılanları, bire bin katarak yazıp kitabı çıkaracak. ardından kazandığı parayla takılacak. burada anlatılan insanlar üzerinden para kazanılmasını istemiyorum. eğer bir para kazanılacaksa o para ihtiyaç sahiplerine gidecektir.
ayrıca mesajlara tek tek cevap vermeye çalışıyorum beyler, kimseyi cevapsız bırakmıyacam lan söz. -
+20 -1
1995 şırnak askerlik hikayemi anlatıyorum
kimseyi unutmadım beyler. buralardayım. bir gözüm hep burada. zamanı geldiğinde son hadiselerle ilgili bizimde bir çift sözümüz olacak elbette. yakında görüşürüz.
adet yerini bulsun;
http://www.youtube.com/wa...mp;v=B7lzlhQY-I8&NR=1 -
+24
1995 şırnak askerlik hikayemi anlatıyorum
işlerim yoğun biraz beyler. geçici vergiler falan. bir ara gelip muhabbet ederiz.
adetimiz oldu artık. bir şarkı paylaşalım o dönem çok dinlediğimiz şarkılardan bir tanesi.
sözler bizim için anlamlı;
http://www.youtube.com/watch?v=G7hTrZ4dxwE
bulutlar yarime selam söyleyin, gurbet ilde bir başıma neyleyim, yardan ırak yaşanır mı? söyleyin..
kısa zaman sonra görüşmek üzere..
duman da güzel yorumlamış lan;
http://www.youtube.com/watch?v=CBAMFXOuZVU -
+83
1995 şırnak askerlik hikayemi anlatıyorum
http://www.youtube.com/watch?v=YVg09kIXV1M
ben tamamen kan kaybından bilincimi kaybettim, o kadar taktan bir çukura düşmüşüm ki, sabaha karşı beytüşşebap uzungeçitte gelen tim bunların arkalarından geldiği için saldırıyı kesip kaçmışlar 8 tane leş bırakmışlar,
benim timi çekmişler, benim uzman 2 şehidimiz var demiş, erdinç ve beni söylemiş,
beni oradan o çukurdan inip alamadılar, ve bu şehit olduğum haberi tugaya verilmiş,
haber gittikten sonra benim ölmediği yaralı olduğunu anladılar, benim timi çoktan tugaya zütürmüşler, şehit durmaz çünkü orada, erdinç i ve timi çekmişler oradan. üzerimize bütün cephanelerini göndermişler. bir ara sırt üstü döndüğümü kelime-i şaadet getirdiğimi hatırlıyorum öleceğimiz ve yağmurunda öldüğünü düşünmüştüm huzurlu gidiyordum. ama mukatterad işte. ölemedik,
o gece de yağmur çok ağırlaşmış, çok kötü olmuş iki üç kere acil müdahale etmişler, artık kesin ölecek diyorlar, bir ara kendine gelmiş ne alakaysa sapancaya gitmek istemiş,
hiç gitmemişti oraya. bahsi bile geçmemişti,
o sırada haberlerden geçmeye başlıyor şırnakta şehitlerimiz var bir çok yerde çatışma çıkmıştı o gece 8 9 şehit vardı. isim vermemişler,
annem huylanmış yağmurda duymuş yalvarmış son isteğim falan demiş arayın orayı.
aramışlar bizim tugayı bir kaç seferde düşürmüşler,
bütün aileler arıyor çünkü,
telsizde kim varsa beddua etmek istemiyorum ama, anneme şunu diyor barış asteğmenin timi döndü iki şehitleri var bir şehidi getirdiler, ama barış asteğmen dönmedi,
olacağı varmış, diyeceği varmış demek ki.
annem çığlık çığlığa bağırıp feryat figan yığılmış odanın ortasında yağmurun gözlerinin önünde.
tabi konuyu tam bilmediği için yağmur annesi şehid olduğumu sandılar. gerçi ben o gece şehit olmam lazımdı. olmalıydım.
yağmurun zaten bitmek üzere olan vücudu anında iflas ediyor o görüntü karşısında. o gece yağmurum vefat etti.
beni aldılar, 2 gün sonra yaşadığımı öğreniyorlar. ben diyabakıra getirildim, bir helikopterle giderken hatırlıyorum bir sedyede giderken yüzüme çarpan hastane koridorunun tavan florasanlarını.
bir ara kendime geldim, yağmurla yavuz abi camın dışından bana bakıyorlardı. bu anı hiç unutmuyorum. yüzleri donuktu. mimik yok. bana bakıyorlardı. hayal meyal erdinçle konuştuğumu hatırlıyorum. yağmur canım dışında hep oradaydı.
dedim ben yağmur öldü galiba.
10 gün hastanede kaldım, iç kanama şüphesi olmuş düşünce ayağım çok kötü olunca acıdan duramam diye devamlı uyutuluyorum. hep yağmur yanımda ama hep.
dedim öldü yağmurum. ölmek için can attım can. ölmek istedim. ölemedik, kenan komutan varya videosu. onun sonu bana çok acı gelir. diyor ki ''o öldü bu öldü biz hala yaşıyoruz''.
kendimi düşünürüm hep.
ben ölemedim,
yağmur öldü,
yavuz abim öldü,
ibrahim komutanım öldü,
sezai onbaşı öldü,
erdinç öldü,
ben ölemedim.
diyarbakırdan bir daha dönmedim şırnak a.
eve gönderdiler,
3 ay odamdan dışarı çıkmadın, annemle konuşmadım, kimseyle konuşmadım,
intihar etmeyi düşündüm, ama yağmur bana mektup bırakmış annem ve kardeşim sana emanet. küfür bile ettim yağmura ölemiyorum çünkü.
bir sabah balkonda uyandım, akşam kendimde olmadan balkona gidip yatmışım, helikopter sesi her geldiğinde kafamı duvarlara vurdum.
rüyalarımda hep yağmuru gördüm, o yüzden uyanmak istemedim.
3 ay sonra bahadır geldi. beni aldı dışarı çıktık, biraz konuştum, çiğdem geldi yağmurun arkadaşı dershaneden onunla konuştum. bahadırla beni babam tatile zütürdü, öğlen uyurken odanın sehpasında olan çakmağa güneş yansıdığı için patladı ben kendimi oradan oraya atıp bağırırken buldum,
yağmur her gece rüyama girdi, erdinç girdi, yavuz abi girdi,
hep yüksek tepelerde kalmak istedim, yere inmek istemedim,
kalabalık yerlerden kaçtım, sokaklarda duvar dibinden yürüdüm,
yağmur hep kulağıma bişeyler söylüyordu.
ölemedik işte amk.
sonra çiğdemle bahadır birlikte olmaya başladılar evlendiler,
beni yağmurun annesi kendime getirdi. direndim, yağmuru her gece rüyamda gördüm uzun yıllar.
öle taktan bir hayatım vardı. çok tembeldim başlarda. bişey yapmak istemiyordum. istanbuldan gitmeyi düşündüm. geri dönmeyi şırnak a.
dönemedim, ölemedim. öle yaşadım.
o gece gerçekten benim timim iki şehit verdi, biri erdinç asteğmenim komutanım derdi, biri yağmurum oda asteğmen efendi derdi.
o gece iki canımı şehit ettiler. benimda ölmem lazımdı ama ölemedim, azrail bir yanlışlık yapmıştı o akşam.
hepsi bu.
http://www.youtube.com/watch?v=x6K-Wg_thOM
dinlediğiniz için eyvallah beyler, sağolun. -
+39
1995 şırnak askerlik hikayemi anlatıyorum
http://www.youtube.com/watch?v=1i45ag5J_hU
devamlı öncü tim olarak en önden biz gidiyorduk ve ardık bizi hakikaten geç çekmeye başladığını farkettim, devamlı komutanım bizi çek buradan komutanım çekin bizi diye anons geçiyordum,
dağın önemli bir kısmını tırmanmıştık, fazla birşey kalmamıştı, yani saat 3 gibi falandı, bir kaç saat içerisinde bölgenin en tepe noktasına ulaşacaktık,
saat 3 gibi işte amk, yolun çatallaştığı bir yere geldik, kayalık bir tepenin üstüne çıkmamız ve bölgenin hakim tepesine mevzilenmemizi istedi bizim, öncü tim olarak oraya çıkacaktık ve birlik geçene kadar orada mevzilenip güvenliğini daha doğrusu sağ tarafının korumasını yapacaktık, bizle beraber sol taraftaki tepenin sırtlarına bir tim daha gönderdi,
içim içimi yiyo amk şunları yazarken.
biz çıktık o tepeye, mevzilendik, sol tarafımız 15 20 metrelik bir kayalık boşluk var, sağ tarafımızda bir sırt var. biz tam o arada kaldık orada mevzilendik, sol tarafımız boşluk bir kaya silsilesi olduğu için oradan herhangi bir sıkıntı gelmez, biz tepeden yolu görüyoruz zaten, oradan geçti gitti bizim birlik,
15 dakika geçti,
komutanım çekin bizi dedim, ses gelmedi
komutanım hadi çekin bizi dedim,
bekle dedi,
erdinçe dedim ki sen silahı aç kıpırdayan ne varsa vur, içim içimi yemeye başladı, nefes alamıyodum,
yarım saat boyunca hadi çekin bizi buradan falan diyorum ve sesim yükseldi, benim o halimi gören takım da tedirgin oldu çalı kıpırdasa ateş edicez, dedim hepiniz kıpırdayan bişey olurs vurun serbest, ki yanlışlıkla ateş etseler yerimiz belli olsa operasyonun içine sıçılır ve benim askerliğim yanar. ama stresten artık dişlerimi sıkıyorum çenem ağrıyor, hava soğuk değil elim ayağım titriyor çok kötü his var içimde,
erdinç in yanındaydım, dedim komutanım çok kötü bir his var çekin bizi artık... derken kayalığın yanına gidip aşaya bakmak istedim bizimkiler nerede diye,
komutanım dedim ne olur çekin artık bizi buradan diyip daha tam ayağa kalkmamışken..
erdinç şehit oldu,
dizimin üzerinde çöktüm, üzerimize onlarca izli mermi gelmeye başladı,
bizimkiler çığlık atmaya başladılar.
selim vardı, bağıra bağıra çığlık ata ata kelime-i şaadet getirmeye başladı,
bu dediğim hadise 7 8 saniyelik olay. erdinç in kafasının yere sert bir şekilde vurduğunu gördüm, etrafına mermiler düşmeye başladı ben 1 2 saniye orada olsam şu anda bunları yazıyor olamayacaktım,
tamamen bilinçsiz bir şekilde ayağa kalkıp mevzi arama için ayaklarım burkula burkula koşturmaya başladım, etrafıma mermiler düşüyordu, izli mermiler geçiyordu heryerden, ben tabi kayalık bölgenin olduğunu unuttuğum için oradan aşağıya yuvarlandım, uzmanımın sesini hatırlıyorum sadece, komutanım diye,
ayağım boşuğa düşünce kayarak düşmeye başladım kafamı sağ tarafını vurdum dik bir açıyla topuğumu taşa sapladım, ayağım bir anda sımsıcak oldu, sağ kulağım ıslandığını hissettim,
bir iki dakika falan hatırlamıyorum, sonra süründüm biraz kafamı basket topu büyüklüğünde belki biraz daha büyük bir kayanın oraya soktum ki kafamdan tek geçen şey şuydu kafamdan vurulmıyım, bayılıyorum ayılıyorum çığlıklar falan geliyor, tepede bize ateş ettikleri yerden adamları net gördüm, net gördüm ama uzaktan, tepede oldukları için gökyüzüne yansıyan kısımlarını seçiyordum, bana ateş ettiklerini beni gördüklerini net bir şekilde hatırlıyorum, bizim takım aydınlatma fişeği atmaya başladı,
omuzlarımın yanına ateş gelmeye mermi düşmeye başladı,
sağ kulağımı tuttum bir ara kanadığını görünce kafamdan isabet aldım sandım. vuruldum sandım. bayıldım sonra tekrar ayıldım. telsiz çayır çayır yanıyordu, utanmıyorum bundan. bağıra bağıra bahadıra falan,
kurtarın beni buradan, üsteğmenin yanında hakan teğmen vardı, hakan abi yalvarıyorum abi kurtarın bizi, abi ölücez abi ne olur alın bizi buradan. abi ölüyoruz abi kurtarın diye feryat figan bağırmaya başladım. tabi bizimkiler tepemde kafalarını kaldıramıyorlar.
kimse gelemedi o gece. - daha çok