• 1 / 1 / 130 entry
  • 18 başlık
  • 4 trend
  • 875.28 incipuan

alpha dog "her boku bilen adam"

  • 0
    neden sıçarken kafamız çalışır
    Neden sıçarken kafamızın çok çalıştığını, yeni fikirler bulduğumuzu, bir şeyleri çözümlediğimizi hiç düşündünüz mü beyler? Düşünmeyenler için burdayım anlatayım.

    Beyin birçok katmandan oluşmaktadır. Buranın en dibi bilinçaltıdır. Daha derinleri bizi şimdilik bağlamıyor. Beyin çevrede gördüğü en gereksiz şeyi bile buraya atar. Burası dolar dolar ve sonunda ya pgibolojik olarak sizi, ya da uykunuzda gördüğünüz rüyalarla uykunuzu gibip atar. Ama çoğu durumlarda bu uykuya yansımaz. Kaldı ki uyku kusmak gibidir. Bilinçaltınızı temizleyen bir çöpçü gibi. O yüzden neden kabus, kötü rüya gördüm demeyin. Vücudun kendini iyileştirme biçimidir.

    Sorun ise şuradadır, ne olursa olsun beyin bu artıklardan her zaman kurtulamaz. Fakat vücudun her bir organına hükmettiği için denetimleri elinde tutar. Her bir organ bağımsızdır. Birer eyalettir.

    Yemek yeriz. Bu ağzımızda dişler ve tükürükteki enzimler tarafından parçalanır. Yemek borusuna ardından da mideye gönderilir. Mide özsuyu bunu parçalar ve bağırsağa gönderir. Bağırsak titreşerek ve burada da biraz sindirim uygulayarak, bağırsaktaki hava (osuruk) ile makattan dışarı dışkıyı yollar.

    Beyin denetleyicidir demiştik ya, kendi eyaletini düzgün yönetemeyen, bütün vücudun yapısını sağ taşşağı "pgibolojiyle" gibip atan yönetici "beyin"; vücudun diğer eyaletinin bu kadar güzel işlemesini görünce sinirlenir. Ama sadece denetim elindedir. Mideye öğütme, züte de sıçma diyemez sonuçta. Dese bile mide öğütür, züt sıçar. Hatta derse züt galeyana gelip ishal formunda dışkılar bile fırlatabilir.

    Velhasıl vücut pgibolojik durumlarla ve bağırsakta kol gibi dışkıyla harp ederken olaya el atan makat, vücudu bir nebze rahatlatır. Bunun üzerine bu düzeni kendi bünyesinde kuramayan beyin, tamam kendimi zorluyorum diyip kendi sınırlarının dışına çıkar. Bu bilincin, bak istersem ben de güzel şeyler düşünüp güzel fikirler bulabiliyorum deme biçimidir. Mideye, bağırsağa, makata fesatından; yatağından kalkıp işlerini düzgünce yapma biçimidir.

    Tuvalette bütün organlar birdir. Herkes işini yapar. Herkes gerektiği gibi çalışır. Bu biz bir takımız deme biçimidir. Biraz da beynin kıskançlığıdır. Düzenbazlığıdır. Çünkü oradan çıktıktan sonra ona tekrar güvenebileceğinizin bir garantisi yoktur...

    Ne demişler, "Körü körüne bağlanma, gibilir anan sonunda."

    Hadi eyv.
    ···
  • 0
    14 şubatta kiralık sevgililik yapıyorum
    14 Şubat'ta Kiralık Sevgililik yapıyorum arkadaşlar. Maddi durumum sıkıntıda olduğu için senede bir bu işle ilgileniyorum.

    14 Şubat'ta kiralık sevgili arayan hanım kızlarımız için bu önemli vazifeyi yerine getirmeye şimdiden hazırım.

    - Belirlenen tarihte buluşma mekanına 1 saat önceden gelirim.
    - Çiçek almayı unutmam.
    - Gün boyu elinizi tutarım. (Ellerim terlemez)
    - iltifatlar ederim.
    - Konuları hep ben açarım.
    - Siz vitrinlere bakarken çantanızı tutarım.
    - 2 yıl Fransa'da Şarap Gurmeciliği okudum, size en güzel şarabı seçerim.
    - Gece eve dönerken kapınıza kadar bırakırım.
    - Sınırsız fotoğraf çekerim.
    - Derdinizi dinlerim.
    - Dilediğiniz taktirde öpüşebiliriz.

    Not: Anlaşmadaki Kiralık Sevgili saatleri dolduğunda sizi hiçbir şekilde rahatsız etmem.

    Premium Üyelik

    - Buluşma yerine 2 saat önceden gelip masa kaparım.
    - Çiçek ve kolye alırım.
    - Gece eve dönerken odanızın ışığı yanana kadar sokakta beklerim.
    - Derdinizi dinler, bir çözüm bulurum.
    - Sokağa tükürmem, çöp atmam.

    Not: Aynı zamanda Normal Üyelikteki her şey geçerlidir.

    Not 2: Premium Üyelik alırsanız istediğiniz tarihler arasında size sevgililik yaparım. (1 hafta, 6 ay, 1 yıl)

    En Önemli Not: Sadece kızlar lütfen.

    Kiralık Sevgili isteyenler bana DM'den ulaşabilir.
    ···
  • +2 -1
    kadınlar neden aşağı görülür
    Öncelikle iki cins düşünün... Birbirinden farklı, ama tamamen birbirine muhtaç. Neden biri bir diğerini ezme ihtiyacı duysun? Kadınların dövüldüğüne, hor görüldüğüne, ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıldığına hepimiz şahit olduk. Bu sadece ülkemizde olan bi' şey değil, evrensel açıdan bakıldığında da gözlemleyebildiğimiz bi' durumdan ibarettir.

    Çok eskilere gidelim, Paleolitik Çağ'a. Bu çağda Neanderthal'lere ve Sapiens'lere rastlayacağız.

    ilk atalarımızın mağaralara yerleştiklerini, resimler çizdiklerini, inanç sistemi geliştirdiklerini, avcılık, toplayıcılık ve koruma sistemlerini öğrendiklerini biliyoruz. Peki ne oldu da, atalarımız olan iki cins, ataerkil toplum yapısını oluşturdu?

    Şu şekilde-

    insan, ilk başta içgüdüsel olarak içinde barındırdığı gibişme dürtsünü harekete geçirdi (Libido). Bir aile düzeni yoktu, sadece üreme üzerine kurulan ilişkileri vardı. Birbirlerine yardımcı olabilmek için ve bazı coğrafi şartlardan dolayı aynı mağaralarda kalıyorlardı.

    Bir gün bi' şey oldu... Kadın doğurdu. Bu mucizevi bi' şeydi. Bir insan, içinden bir insan daha çıkardı. Matruşka gibi, mitoz bölünme gibi. Bunu gören erkek şaşırdı, alla alla noluyoruz dıbına koyim? diye iç geçirdi. O ne yapabiliyordu? Hiçbir şey. Mucizevi olarak hiçbir şey. Kadın ise hamileydi. Mucizevi bi' şey.
    Kadının doğurduğu çocuklara bakması gerekiyordu. Erkeğin ise böyle mucizevi bi' özelliği yoktu ve sadece ayak işlerini yapıyordu. Silah yap, avcılığa git, mağarayı koru, kadına bak...

    Kadın artık tanrı gibi görülmeye başlanmıştı. Çünkü o zaman ki insanların hayal bile edemeyeceği bi' yeteneği vardı. Kadın mağarada durmaya alıştı, erkek avcılık yapmaya. Kadının evrimi buna göre gelişti, erkeğinki ise buna göre. Sonra bir gün, erkek güçlü olduğunu anladı. Ve aslında tapındığı kadının ondan güçlü olmadığını da. Sıradanlaşmıştı artık ve sürekli doğurabiliyordu. Bu erkek için uniq bi' şey değildi artık. Ve erkek artık yıllarca kadınına yaptığı kulluğu bi' şekilde dışarıya vuracaktı. Kendinin kutsal olmadığını düşünmüştü evrilirken ve kadının üstünlüğünü bu şekilde kabul etmişti. Artık erkek gücünü kullanmaya başlamıştı. Kadın, eski kutsallığını yitirmiş ve mağarada sürekli doğurarak evrildiği için avcılık yaparak evrilen erkekten daha güçsüz kalmıştı. Güç, insanlar için hep bi' limit olmuştur ve güçlü olanlar her zaman güçsüzü ezmiştir.

    Aslında ataerkillik tam olarak bu noktada başlamaktadır. Ve günümüze kadar gelen kadınların ikincil plana atılması aslında Paleolitik Çağ'a kadar uzanmaktadır. Tarih boyunca ise kümülatif olarak ilerlemektedir. Eğer iki cins arasında bi' çekişme varsa ve bu yüzyıllardır da devam ediyorsa anlayın ki bu işin arkasında kesinlikle bi' güç, ego, liderlik savaşı vardır. Cinsler arasında bile...

    Not: Kendi araştırmalarım sonucu ulaştığım bilgilerdir. Elbet antitezleriniz olacaktır. Varsa yorum olarak yazın, yazmazsanız da ananızı gibeyim.
    ···
  • 0
    insan tipleri şehirlerarası dangoz
    teşekkür ederim
    ···
  • +2
    insan tipleri şehirlerarası dangoz
    "Şehirlerarası Dangoz"

    Size "Kardeş az öne alsana" cümlesini kurdurtan huur çocuklarının benimsediği insan tipidir. Bu tipler öyle gavat, öyle rahatına düşkün birer zütoğlanlarıdır ki ağızlarının ortasına yumruğu vurmamak için kendinizi zor tutarsınız.

    Şehirlerarası yolculuk yapanlar iyi bilir. Gara gelmişsinizdir, sağa sola koştura koştura sonunda otobüsünüzü yakalayabilmişsinizdir. Otağınıza kurulup aptal otobüsün kalkmasını beklersiniz. Otobüs kalkar, müzik çalarınızı çıkarırsınız bir bakarsınız ki şarjı bitmiştir. Neyse dersiniz önünüzdeki koltuğa çivili aptal ekranı açarsınız kulaklığı bozuktur, kendi kulaklığınızı takarsınız sinyal çekmez. En son o ekranı da gibtiredersiniz ve en iyisinin uyumak olduğunu düşünürsünüz. Otobüs bir sonraki garda durmuş bulunmaktadır. Kapıdan içeri o illet huur evladı girer. Size doğru yürür ve bir ön koltuğunuza oturur. Kulaklığını takar, arkasına yaslanır ve eli aşağıdaki koltuk koluna gider. Ey dersiniz ananı avradını gibeyim şimdi yarra yedik. Dakika geçmez o dıbına koyduğumun koltuğunu çenenize kadar indirir. Kardeş dersiniz, biraz ileri alsana koltuğu, alır. Uyuya kalırsınız, bir uyanırsınız huur evladının kafasıyla yine göz göze gelirsiniz.

    Bunlar böyle şekilsiz, gereksiz, soysuz, sopsuz huur evlatlarıdır. Bunlar öyle rahatına düşkünlerdir ki arkadaşınızsa sizi 2 saatlik uykuya satarlar, elbiselerinize güzel diye göz koyarlar, tek kalmaması için sizi bir ortama çağırıp sonra orada sizi tek bırakırlar, üşüdüm diyip ortamdan kalkan ilk huur çocuklarıdır. Bunlar mekana sizden önce girip etrafı en iyi kesen masaya otururlar, bunlar her kızın kendilerini kestiğini düşünen bencil gib kırıklarıdır. Acilen uzak durmanız, çevrenizde sezdiğinizde 50 metre civarında bulunmamanız gereken insan tipleridir.

    Kendinize dikkat edin.

    edit: Bir kaç imla.
    ···
  • 0
    insan tipleri 2li koalisyonerler
    "2'li Koalisyonerler"

    Aynı kafada 2 arkadaşınız vardır, siz de bu iki arkadaşınızın birbiriyle çok kafa dengi olduklarını düşünürsünüz. "Ya şunları bir tanıştırayım, güzel muhabbet döner" diye iç geçirirsiniz. Tanıştırırsınız da. Ama sonradan iyi niyetinizi zütünüze sokarlar. ikisi iyi kanka, siz huur çocuğu olursunuz. Aranmaz, sorulmaz, ortamda istenmeyen adam olursunuz.

    Ben bu dıbına kodumun çocuklarına 2'li Koalisyonerler diyorum. Bu durum kuvvetle muhtemel sonradan tanışılmış arkadaşlıklarda yaşanmaktadır. Bunlar öyle kişiliksiz, ruhsuz, haysiyetsiz, soysuz, sopsuz huur evlatlarıdırlar ki, verdiğiniz değeri, arkadaşlığı hiçe sayarlar. Adamın enerjisini çalıp dağa taşa salarlar. Ama korkmayın, tez zamanda araları açılır, kavga ederler. Siz de böylelikle kimin ne tak olduğunu görmüş olursunuz. Acilen uzak durulması gereken insanlardır.

    Gerekirse "Acil Durum Tabanvayı" yapınız.
    ···
  • 0
    nasıl mutlu olunmaz
    ahahaha nasıl yani panpa?
    ···
  • +1
    nasıl mutlu olunmaz
    "NASIL MUTLU OLUNMAZ"

    Mutlu olma isteği aslında türümüzden süregelmiş, olması gereken bir yönelimmiş gibi zihnimizde oluşturduğumuz bir algıdır.

    Sanki mutlu olmak iyiymiş gibi dayattı bize sezgilerimiz binlerce yıldır. Ya tam tersi olsaydı?

    Herkes mutsuz olmak için yaşasaydı?
    Mutlu olmak, aslında ondan kaçmamız gereken bir olguymuş gibi hatırlansaydı?
    Ya bugün çok mutluyum diyip arkadaşımızın omuzunda ağlasaydık?
    Sevdiğimiz bir şey gerçekleştiğinde kırgınlaşsaydık?
    Yeni doğmuş bir bebeğe üzülseydik? Ki normal şartlarda da yeni doğmuş bir bebeğe üzülmeliyiz kanaatindeyim.

    Velhasıl, nasıl mutlu olunmaz? Gayet açık.
    Doğup büyüdüğümüz şu dünyada, her şeyin yolunda gideceğini düşünerek yaşarız. Sağlığımız dahil. Ama aslında dünyada her şey düzensizliğe doğru gider. Evren yasalarında buna Entropi Kanunları da denir. Her şeyi yıpratan bir kanundur bu.

    Örneğin, -gidebilecek her türlü aksiliği atarsak- ortalama 70 yıl yaşam sürecimiz vardır. Doğduğumuz andan itibaren oksijen denen illetin bize nefes, yaşam ve hayat verdiğini düşünürüz. Aslında derimizi buruşturan, ciğerlerimizde dolanan, 70 yıl içerisinde bizi çökertecek olan da odur, demiri paslandıran da, alevi harlayan da…

    Yerçekimi… bacaklarda varis, bel fıtığı, deri çekmesi gibi zararları vardır yaşadığımız süre boyunca.

    Aslında yararımıza diye düşündüğümüz bu kadar şeyin, aslında ne kadar yararımıza olmadığını gördüğümüzde, asıl mutsuzluk, asıl arkadan vurulmuşluk, asıl "Sen de mi Brütüs" işte asıl olarak budur.

    Bunun farkına varmak, aslında kendimizi bir o kadar da aptal hissetmemize neden olur. Yaşam verdiğini düşünüyorsun; yaşatıyor seni, yaşlandırıyor. Yaşam kaynağın, evin, vücudunun her yerinde.

    işte aptalsın, aslında öyle değil. içten içe seni didikleyen, bitiren, kemiren birer nedenden birkaçı saydıklarım. işte sana mutsuzluk. Bence budur.

    Dünya bile bize bunu yapıyorsa "insan"lığa hiç girmeyeceğim, orası sizin hayalgücünüze kalmakta.

    Hadi eyvallah.
    ···
  • +1
    friendzone çıkışı
    saygılar sevgiler kardeşim
    ···
  • 0
    friendzone çıkışı
    ne demek panpa
    ···
  • +2
    friendzone çıkışı
    "FRIENDZONE NEDiR? NASIL ÇIKILIR?"

    inci tarihinde ne başlıklar açıldı, hepsi yarım kaldı beyler. Biliyorum bıktınız artık. O yüzden tek part devrini getiriyorum. Tek partta bu başlığı yazıp bitiriyorum. iyi okumalar.

    Kanayan yaramız, iç burukluklarımız, kelimelerimize pranga vurduğumuz, düşüncelerimizin dışında gelişen kötü durum, friendzone, yani arkadaşlık bölgesi'ni bugün ele alacağız.

    Öncelikle nedir Friendzone...

    Dişinin sizi kendi menziline yanaştırmama durumudur. Halk dilinde "Ben seni arkadaş/kardeş/kanka olarak görüyorum." durumudur. Sizin hayaller kurduğunuz, elinin tutmaya çekindiğiniz, göz göze geldiğinizde yüzünüzün kızardığı o kişinin, sizi arkadaş olarak görmesi ve hayallerinizin önüne set çekmesi durumudur.

    Kabullendiğiniz ve önlem almadığınız taktirde bir ileri boyutu, siz onu severken onun başkasından hoşlanma ihtimalidir. iki ileri boyutu, siz onu severken onun başkasıyla sevişiyor olma ihtimalidir. taktandır.

    Hepimiz hayatımız boyunca en az 1 kez yaşayacağız aşk denen gibimsonik olayı. Kimisi kötü yaşayacak, kimisi kötüye nazaran hafif sıyrıklı. Ama elbet bir yerden bir yara alacağız. Genelde bu durum bizim dışımızda gelişen olaylarla mümkün olduğu için, 50 metre ötemizde duran duvarı gördüğümüz halde ona toslamamıza sebebiyet verecektir. Aşkın gözü kördür çünkü. Fakat biz şimdi bu yüzeysel konuları bir kenara bırakacağız. Biraz olayın derinine inmek istiyorum. iyi dinleyin.

    insan, doğası gereği, "gibişerek çoğalmak" koduyla yaşdıbını idame ettirmektedir. Doğamızın kanunu, üre ve neslini devam ettirdir. Bu, bilincini derinine kullanamayan canlılarda bir yerde körelmiştir. Sokak hayvanlarında hala geçerli olan bu kanun, türünü devam ettirebileceğin nitelikte bir karşı cins bul, gibiş ve üre mantığıyla hala devam etmektedir. Gel gelelim ki dış etkenlere bağlı olarak petshoptan aldığınız o hayvanları kısırlaştırıp doğalarını bozmak, ne yazık ki insan elinde olan acımasızca düşünülmüş bir üstünlük göstergesidir.

    Velhasıl, canlıların asıl prensibinin genlerine kodlanmış bu ihtiyaçlar silsilesinden geldiğini açıklamak istedim. Şimdi ise bize müdahale eden bazı etkenler var, onları açıklayacağım.

    Ne demiştik, insan doğası "gibişerek çoğalmak" güdüsüne kurulu bir kodlama ile işler. Fakat günümüzde farklılaşan algı üzerine, hayatımızda sosyal statü, ikili ilişkiler ve popüler kültür girmiş bulunmaktadır.

    Artık beğenilmeyen kişiler farklı bir statüye sokulmakta, ve bu acı verici durumla karşılaşmaktayız. Soyumuzu devam ettirmek istediğimiz kişi, bize kan bağıyla bağlanmaya çalışıyor. Arada kan bağı olmamasına rağmen. Bu tamamen statüleşmenin getirdiği bir lakap:

    "Kanka = Kankardeş"
    "Kardeş"

    Aranızda kan bağı olmayan birinin sizi kankası olarak, kardeşi olarak görmesi tabii ki istenmeyecek bir durumdur beyler. Beğenilmeyen bir kişinin kız/erkek bu sıfatlara sokulması son derece yanlış bir davranıştır. Beğenilmemek gayet normal bir durumdur, ama kalıplara sokulmak doğamıza aykırı bir durumdan ibarettir. Kişi ondan hoşlanmadığını güzel bir dille pekala karşı tarafa söyleyebilir. Bunda hiçbir sıkıntı yoktur.

    Peki bu durumdan nasıl kurtulacağız?

    Bilinçaltına etki ederek tabii ki. Bilinçaltımız, normal zamanda aklımızda dolandırmadığımız düşünceleri fazla yer kaplamasın diye bağrına basan çok garip işlevli, beynimizde bulunan bir alt tabakadır. Görsel zekayla büyük oranda akrabalığı bulunmaktadır. Biz, bir insanı gördüğümüzde ilk başta kafamızda çizdiği statü başlığı altında algılarız. Dış görünüşü, peşine ses tonu, peşine ise kişiliği gelir.

    Biraz daha açıklayıcı olabilirsem şöyle anlatayım:

    Kampüste yürüyorsunuz, karşınızdan biri geliyor. Kişi, gözümüzün menziline girdiği vakit beynimiz şunları yapar:

    Dış Görünüş (Süzüldü, Arkadaş)
    Ses Tonu (Hiç Güven Vermiyor, Sınavı Kötü Geçmiş)
    Kişilik (Tam Bir huur Evladı)

    Kısacası beyinimiz karşıdaki kişiyi gördüğünde içerisinde bunları canlandırıyor. Bu, birazdan vereceğim maddeleri kafanızda şekillendirebilmek için yazdığım kısa ama uzun bir girişti. Şimdi ise maddelere geçelim.

    1. Bilinçaltı

    Bilinçaltında bize bir başlık açacak olan kıza bu konuda müdahale etmek zorundayız. Açıkça söylemek gerekirse göz menziline girdiğimiz vakit bizi "Kanka, kardeş" başlıkları altında görmemeli.

    Örneğin,

    -Ya alpha dog, sende notlar var mı?
    +Atıyorum.
    -Sağol kardeşim:))
    +Boş zamanlarında Kurtlar Vadisi mi izliyorsun dıbına koyim kardeşim ne?

    veya

    "Kardeşim lafından hoşlanmıyorum."
    "Benim bir tek kız kardeşim var."
    "Kardeş ayağı ne ayağı biliyorsun, demezsen sevinirim."

    Gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Ama kesinlikle, ister iyi bir dille ister sivri bir dille karşımızdaki hedefi bu konuda uyarıyoruz. Kendi kafasında bizim hakkımızda "Kanka, Kardeş" başlıklarını açmasını engelliyoruz.

    2. Ters

    Her istediğini yapmamanız ve ara sıra terslemeniz gerekiyor.

    Dünyada zaten 3,5/4 milyar erkek var. Ve bu kızın karşılaştığı bütün erkekler zaten her istediğini yapacak birer abaza yığınıdır. Siz burada onlardan sıyrılacaksınız. Siz, 4 milyarda 1 olacaksınız. Karşı taraf diyecek ki, "Alla alla beni tersleyebiliyor, her istediğimi yapmıyor. Onlardan farklı demek ki." bu adım özellikle çok önemli.

    • Artık bilinçaltındayız. Morpheus selamın aleyküm.*

    3. "Ulaşılmazlık Çekicidir"

    insan türünün ortak özelliği, ulaşılmaz olan her zaman çekicidir. Özellikle erkek libidosu kızlarınkine oranla daha çabuk artıp azaldığı için onlara oranla daha ulaşılabilir kalıyor. Ve bu da sıradanlaşmamızı sağlıyor. Biraz kendimize hakim olmak, yavaş yavaş muhabbeti ilerletmek gerekiyor. Ulaşılabilir olduğunuz taktirde emin olun diğer 4 milyardan bir farkınız kalmayacaktır. Bu da sizi arkadan koşan bir vasıfsız bir babet köpeğine çevirecektir.

    4. Korunma içgüdüsü

    Karşınızdakine önem verin. Sürekli onu koruyup kollayabilecek pozisyonda olduğunuzu hissetmeli. Çünkü kızlar ne kadar güçlü de olsalar bir yerde korunma ihtiyacı da duyarlar.

    5. Popüler Kültür

    Size dayatılan Amerikan yaşdıbını örnek almayın. Siz Türksünüz. Ve ırkımız başından sonuna her daim kadınlara önem vermiştir. Kadınlara karşı yaklaştığınız adi tavırlar çevrenizde atılacak bir hava malzemesi değildir. 2-3 dakikalık havanın kimseye faydası olmaz, bu sizi playboy da yapmaz. huur çocukluğunun alemi yok. Irkınızdan geleni yapın.

    Hadi eyvallah.
    ···
  • +1
    neden ders çalışamıyorsunuz
    çok doğru söylüyorsun kardeşim. ne olursa olsun ataletimizi yenemiyoruz. başımıza gelecekleri de bilmiyoruz. taşıma suyla değirmen dönmez fakat belki zihinlerde bir şey uyandırırız. belki işe yarayacak o şey o kıvılcımdır.
    ···
  • +1
    neden ders çalışamıyorsunuz
    öyle kardeşim, ama yine de belki bi kaç okuyan çıkar, onlara faydalı olur. ben yaşayacağımı yaşadım, benden bir şey eksilmez. ama belki birilerine bir şey katar bu yazı. şimdi onlar düşünsün...
    ···
  • 0
    neden ders çalışamıyorsunuz
    kesinlikle kardeşim
    ···
  • 0
    neden ders çalışamıyorsunuz
    oldu kardeşim bi şeyler, ve bazı şeyler kaşılıksızken güzel. bu yazıyı yazmak, bazılarına yardımcı olabilmek gibi.
    ···
  • 0
    neden ders çalışamıyorsunuz
    eyvallah panpam
    ···
  • 0
    neden ders çalışamıyorsunuz
    sizin için...
    ···
  • 0
    neden ders çalışamıyorsunuz
    eyvallah kardeşim
    ···
  • 0
    neden ders çalışamıyorsunuz
    ne demek panpam, başarılar diliyorum
    ···
  • 0
    neden ders çalışamıyorsunuz
    kesinlikle kardeşim
    ···
  • 0
    neden ders çalışamıyorsunuz
    ahahaha yardım gerekirse buralardayım panpa
    ···
  • +1
    neden ders çalışamıyorsunuz
    iyi haberlerini bekliyorum panpam
    ···
  • +1
    neden ders çalışamıyorsunuz
    mimarlık panpa
    ···
  • 0
    neden ders çalışamıyorsunuz
    huur evlatlığına lüzum yok. el emeği.
    ···
  • 0
    neden ders çalışamıyorsunuz
    eyvallah panpam
    ···
  • daha çok